buyruk | net

to Infinity and Beyond!

Euro 2008 Sonrası

| Filed under Avrupa Futbol

Maçların tamamlanmasının, kupanın sahibini bulmasının üzerinden bile haftalar geçti, anca yazıyorum bu yazıyı, zaten amacım maçların teknik analizini yapma gayreti içerisine girmek, oyuncu tercihlerini eleştirmek/övmek değil, amacım bize, Türk halkına, kimsenin beklemediği başarıyı getirdiği, 2002’den sonra yeniden adımızı duyurduğu, bize kimsenin tahmin etmediği, gerçekçi olursak da etmesinin pek mümkün olmadığı sevinç dolu günler yaşatan Milli Takımımıza teşekkür etmek.

hirvatistan-penaltilar-sonrasi

Teşekkür etmek için bile olsa, oldukça geç kalmış bir yazı bu. Ama hayatımın son dönemindeki değişikliklere adapte olmak, tekrar bir düzen oturtmak için çaba harcarken, hiç istemeden de blogumu geri plana itmiş oldum. Bu yazıyla beraber umuyorum eski rutine geri dönebileceğim.

Gerçi, evet, kimsenin tahmin etmediği dedim, ama yine de hatırlayanlar olacaktır, turnuva başlamadan önce milli takımın hedefin final olduğunu, hatta finalden aşağısının tatmin edici olmayacağını söyleyenler de vardı. Yine de bu tip yorumlar, tahminden çok ziyade, motive etme, insanları gaza/galeyana getirme amaçlı yazılmış/söylenmişti sanki, en azından bendeniz ve dinlediğim birkaç kişi bu şekilde düşünüyordu.

Her böyle pırıltı, bir çıkış yakaladığımızda daha da yoğun şekilde gündeme gelen sporun ne kadar etkili bir pazarlama/reklam aracı olduğunu yine tartışır olduk. İlk Euro 2008 yazım, Ne Mutlu Türküm Diyene de kısaca değindim gibi, çeşitli ülkelerden arkadaşlarım maçlarımız biter bitmez hemen mesaj atıyor, bir şekilde takılıyorlardı bana. Bilirsiniz bu tip turnuvalarda hep gönüllerin şampiyonu olur, genel anlamda ülkelerinden bağımsız olarak insanların en çok desteklediği bir takım olur. Mesela 2004’teki Çek Cumhuriyeti, hatta bu turnuvadaki Hollanda, ama biz bunu başka bir seviyeye taşıdık.

Aynı zamanda yurt dışı menşeili internet sitelerinde hakkımızda o kadar güzel yorumlar okudum ki, gerçekten tekrar gönlüm kabardı. Kişisel olarak da sanırım rekabati seven, kolay pes etmeyen, en azından pes etmemeye çalışan bir yapım var, sanırım millet olarak çoğumuz da böyleyiz, e galibiyetlerimiz de bu şekilde olunca herkesin gönlünde ayrı bir yere sahip oldu. Yabancılar da buna hayran oldular zaten.

Üst üste gelen –mağlubiyeti kabul etmeyen- goller, bir anlamda tarihimizin, boyun eğmeyi asla kabul etmeyen yapımızın bir parçası gibiydi. Gerçekten de istatistiklere de bakılınca, kupa tarihinin en muhteşem geri dönüşü –Çek Cumhuriyeti maçı-, yine kupa tarihinin en geç gelen golü, 122dk. –Semih Şentürk, Hırvatistan maçı- gibi başarılar da gerçekten tarafsızları da büyüleyecek cinstendi. Özellikle yine bu konuda, Çek maçını özetleyen bir yazının altında, Türkçe çevirisi “Futbol işte bu nedenle güzel, keşke her maç böyle olsa!” olabilecek bir yazıyla karşılaşınca, bu şekilde düşünenin bir tek biz olmadığımızı anladım.

Gerçekten de bizi neşelendiren, gururlandıran, damarlamızdaki kanı fıkır fıkır akıtan milli takımımıza gönülden teşekkürler. Sağ olun!

Bu yazı toplamda 3302, bugün ise 2 kez görüntülenmiş.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *