buyruk | net

to Infinity and Beyond!

Fotoğraf Galerimiz Açılmıştır!!!

| Filed under Hayat

Almanya’ya gelmemle birlikte, çektiğim fotoğraf sayısının logoritmik şekilde artması sonucunda, bunları sergileyebilmek için çaba göstermeye başlamıştım. İlk önce bu konudaki en ünlü ve yaygın site olan flickr’ın kapısını çalmak üzereydim ki, hali hazırda kullanıcısı olan arkadaşlarım, limitin çok düşük olduğunu söyleyince, hemen daha adımımı atmadan vazgeçtim. Sonra Google’ın son dönemlerdeki atılım ataklarında kendisine yer edinen Picasa ile ilgili kamuoyu yoklaması sonucunda, limitin diğerine oranla oldukça fazla olduğu ama diğer google ürünleri gibi bunun da beta olmasının bir sonucu olarak, ziyaretçilerin yorum giremediklerini öğrendim. Bir fotoğraf sitesi için geribildirim çok önemli, vazgeçilmez bir unsur. Bu sadece fotoğraf için değil, fotoğraf gibi, insanların bir nevi veya doğrudan kendi emeği olan ürünlerin hepsi için geçerli. Ama elimdeki fotoğrafların çokluğunu ve zaman darlığı da göz önünde bulundurarak picasa’dan yana kullamıştım tercihimi. Maalesef ki daha sonra, çekincelerime neden olan yorum özelliğinin noksanlığı canımı sıkıyor ve beni başka arayışlara itiyordu. Sonunda en iyi çözümün problemi kendi kendime halletmenin olacağına kanaat getirdim. İlk önceleri basit de olsa php ile kendim bir betik yazmayı düşünüyordum. Ama sonrasında, gerek buna yeterince vakit ayıramamın, fotoğrafların biriktikçe birikmesinin sonucunda hazır betik arayışlarına yöneldim. Yaptığım test ve denemelerin sonucunda, Coppermine’in en kapsamlı ve verimli olan olarak diğerlerinden birkaç adım önde yer almıştı. Üstüne de güzel bir tema bulup sunuma hazır hale getirdim. Fotoğrafları da yükleyince işlem tamamlanmış oldu. Sizleri böyle alalım:

http://foto.buyruk.net

http://www.buyruk.net/foto/ 

Bu yazı toplamda 3951, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 5

Türkiye’de Son Günler

| Filed under Hayat

Perşembe gecesi 04’te uçağım kalkıyordu. İlk zamanlar, bu cümleyi söylerken bile doğruluğuna, gerçekliğine inanmıyordum. Çok sevip saydığım Alman Konsolosluğu vize başvurumu ancak 4 haftada değerlendirebildiği için sonlara doğru bu iş olmayacak galiba bile demeye başlamış, hatta okulun ne zaman açılıyor sorusunu soranlara da Marmara’nın açılış tarihi olan “ekim başı” ile cevap veriyordum. Derken pasaportum geldi ve işte Almanya vizem oradaydı. Daha tam anlamıyla rahatlayamadan sürenin 3 aylık olduğunu görünce tekrar sorular beynimde dönmeye başlamıştı. Neden, niçin… Ama en azından artık gitme imkanım vardı. Oturma izninin giriş yapıldıktan sonra verileceğini öğrendikten sonra biraz rahatladım, ve de daha önceden karşı okuldan gönderilen belgeleri tekrar incelediğimde oturma izni alınma konusunda yardımcı olunacağını okuyunca rahatlığım bir kat daha arttı. (: Sonraki her gün sanki bir vedalaşma gibiydi. Arkadaşlarla her buluşmada bir dahaki seferin aylar belki de yıl sonra olacağı aklıma geliyordu. Her gün annem (normalde de sorar, yanlış anlaşılmasın (: ) yemekte ne yemek istediğimi, babam bir eksiğim, bir gediğimin olup olmadığını soruyor, kardeşimle her fırsatta baskete gidip elimizdeki her fırsatı değerlendiriyorduk. Uçuşa birkaç gün kala birkaç işi halletmek ve arkadaşlarla görüşmek için İstanbul’a gidiyordum. Annemlerin, uğurlama antrenmanı böylece hız kazanmış oluyordu. ):

İstanbul’da günlerim çok yoğun geçti. Evden öğlen 12 civarlarında çıkıp gece 24, 01 gibi döndüm. Bu kadar yoğun günlerim pek fazla olmamıştı ama tabii ki pişman değildim. Orçun’un konukseverliği sayesinde, hem kendisini hem Hulki’yi, hem de Fener’de tanıştığım Ersin’i tekrar görebilme imkanım oldu. (Ayu tfenk yu) Bu kısa sürede DP tayfasıyla, Marmara tayfasıyla, takımdaşımla, aplaçıkla, büyük/küçük kardeşle görüşme/buluşma imkanını bulabildim. Her günün her saatin ayrı bir keyfi ve tabii ki yanında ayrı bir hüznü vardı. Aplaçığın hediyesini ancak Perşembe günü verebiliyor ve aynı zamanda hiç beklemediğim çok hoş bir jestle karşılaşıyordum. Böylelikle “Bill Amca”nın yerini alacak üzerinde 4’lü bir fotoğrafın bulunduğu yeni bir kupam oluyordu.

Sonrasında kardeşimle birlikte babamlarla buluşuyor, yolculuktan önceki son elektronik gedikleri gideriyorduk. Bir Fotoapparat (:, tabii bununla birlikte bir de pil şarj aleti alıyor, sayısı muhtemelen yüzlerle ifade edilebilecek fotoğraf serime burada başlamış oluyordum. Güzel bir yemekten sonra, annemlerle bir süreliğine ayrılıyor ve havalimanına gitmemiz gereken saatten sadece birkaç saat önceki Fenerbahçe – Randers maçı için Şükrü Saraçoğlu’na doğru yollanıyorduk. Belki de bu sefer gittiğim bir maçtan galibiyetle ayrılırız umuduyla başlıyorduk tezahüratlara, tabii bu sefer Kıvanç da vardı yanımızda. Fotoapparat testi, fotolarla, videolarla iyice hızlanmıştı. Yine 10 dakika içinde golü yiyor, stadta bir sessizlik hakim oluyordu. Ama bu sefer cevabımız gecikmiyor, ilk yarıyı 1 – 1 kapatıyorduk. İkinci yarının başında gelen gol, muhtemel bir fark için bizi heyecanlandırıyor ama kalan dakikalarda sonucu değiştirecek bir hareket iki taraftan da gelmiyordu. Maçın sonrasında yine babamlarla buluşuyor, havalimanını yolunu tutuyorduk. Yolu, güzergahı pek iyi bildiğimiz söylenemezdi, tahminlerle de olsa, hiç yanılmadan buluyorduk yolu. Uçuştan önce ekstra bir heyecan yaşamamış oluyorduk böylece. Sabiha Gökçen’in Atatürk havalimanından oldukça küçük olduğu gerçeğiyle yüzleşiyor ve oldukça şaşırıyordum. Sonrasında check-in, pasaport kontrolü derken çıkış kapısında kendimizi buluyorduk. Hâlâ bana sanki Balıkesir’den İstanbul’a falan gidiyorum gibi geliyordu, hâlâ vaziyeti kavrayabilmiş değildim. Bundan sonra yolculuğa uçak kısmına geçiyorduk. Maceranın bu kısmına da “Yurt Dışında” başlığıyla diğer bir girdide devam edelim…

Bu yazı toplamda 4483, bugün ise 3 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 6

Bu Arabada Dünyanın En Pahalı Benzini Kullanılmaktadır!

| Filed under Hayat

Çok sevgili mp3 çalarım son 3, 4 aydır ses çıkarma tenezzülünde bulunmuyor artık. Bayağıdır okul yolunda, otobüste, vapurda da sessiz sessiz oturuyorum hal böyle olunca. Sonra yine çok sevgili ev sahibimin “ricasıyla” evimi boşaltıp arkadaşımın yanına taşınmamla, bir zamanlar kullandığım antika radyomu yeniden hatırlayıverdim. Gel zaman git zaman derken, bir akşam iş dönüşü Sivrisinek’in sesiyle(?!) irkildim. Kendisine lisedeyken, okul servisinde birkaç kere denk gelmiştim. Hemen hatıralarım canlandı. :p Keyifle programı sonuna kadar (19.00) dinledim. Sonraki gün bu sefer işe giderken sabah da açtım radyoyu, yine Nihat karşımda ama bu sefer sineksiz. (: Hafta içi her gün hem sabah hem de akşam olmak üzere Nihat mikrofonun karşısındaki yerini alıyormuş. Yayın saatleri de tam olarak işe gidiş ve dönüş saatlerime denk gelince, ben de Nihat müdavimleri arasındaki yerimi aldım. Her ne kadar bazı internet sitelerinden az biraz da olsa takip etmeye çalışsam da televizyon izlemeyip gazeteleri de takip etmeyince gündemden, güncel konulardan uzak kalıyordum. Dum evet, artık değilim. Nihat’la takip ediyorum gündemi. Böyle eğlenceli geçen birkaç günün ardından radyomu sabah normalden daha erken bir saatte açtım sanırım. 08.00’dan biraz önceydi. Bir iki dakika sonra bir süredir gelenekselleşen ama benim haberimin bile olmadığı kornalı, 4’lülü protestoya tanık oldum. Dünyanın en büyük petrol boru hatlarından biri ülkemizden geçtiği halde dünyanın en pahalı benzinini tüketiyor olmamız 1 dakika süreyle saat tam 08.00’de protesto ediliyordu. Ama bu en pahalılar listesi biraz kabarık, sadece benzinle sınırlı değil her neyse ki. Dünyanın en pahalı internetini, cep telefon vergisini, en pahalı 5 doğalgazından birini, Avrupa’nın en pahalı birkaç elektriğinden birini tüketiyoruz. Yıllık gelirde Avrupa’nın hatta dünyanın en düşük ortalamalarından birine sahip olmamıza rağmen, bunca şeyi bu kadar pahalıya alıyor, kullanıyor ve sesimizi, gıkımızı kesinlikle çıkarmıyoruz. Galiba herkes halinden memnun. Neyse, diyeceğim şudur ki sabahın 08’inde sebepsiz yere korna çalan veya dörtlülerini yakmış arabalar görürseniz şaşırmayın, kazlar arasından sıyrılmaya çalışıyorlar onlar. Bir de arabasının arkasında “Bu Arabada Dünyanın En Pahalı Benzini Kullanılmaktadır!” yazısı yazan bir araba görürseniz gidip “Abi, sen nereden alıyorsun benzini?” demeyin, o da hepimiz gibi Türkiye’den alıyor benzinini…

Bu yazı toplamda 5016, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 4

İstanbul’da Öğrenci Olmak

| Filed under Hayat

Topu topu birkaç girdisi olan blogum, son zamanlarda iyice yalnız kaldı/kaldırıldı. Sebep: İstanbul’da öğrenci olmak. İstanbul’da öğrenciysen, her ne kadar kiranı zamanında yatırsan, aidatını, faturanı zamanında ödesen de genelde ev sahipleri tarafından insan yerine konulup ona göre davranılmıyorsun maalesef. Ev sahipleri siz evde otururken, kiranızı tıkır tıkır öderken, evi satışa çıkarıp alakasız saatlerde eve müşteri getirmek isteyebiliyor. Tabii ki bazen kendilerine göre nedenleri olabiliyor, belki de gayet geçerli sebepler ama işte madalyonun hep diğer tarafında olduğumuz için bize öyle gelmiyor. Sonunda böyle bir ev sahibine denk geldik. Şunun şurasında 1.5 ay daha kalıp çıkacaktım ama yok. Ben de OrçMan arkadaşımın yanına yüzsüzce yamanmaktan kendimi alamadım. Böylece ev macerasına geçiçi olarak noktayı koymuş oldum. -daha güzeli noktalı virgül diyelim biz ona-

Tabii öğrenci olmanın sağladığı yararlar da yok değil. Bunların başında tabii ki Akbil geliyor. Her ne kadar sayın mimar başkanımız görev başına geçtiğinden beri hiç aksatmadan her sene birim ücretlere zam yapmayı unutmasa da sivil tarifeye gore hâlâ oldukça avantajlı. Bir de son zamanlarca iyice aşina olduğumuz “öğrenci indirimi” kavramı mevcut. Bazı müesseseler öğrencileri hiç sallamasa da, çoğu yerde öğrenci olmanın faydasını görebiliyorsunuz.

Öyle veya böyle, öğrenci olmak, İstanbul’da öğrenci olmak, yorucu ve aralıksız iş hayatına başlamadan yaşanması/yapılması gerekenler listesinde öncelikli maddeler içerisinde yer alıyor. Gezilecek tarihi yerlerin, eğlenilecek kulüplerin, diskoların, kafelerin bolluğu, denizi, boğazı, balık ekmeği, kumpiri, dondurması, dürümü hepsi takdir edilesi. Test edildi, onaylandı. Tavsiye edilir!

Bu yazı toplamda 9378, bugün ise 9 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 4

Merhaba!

| Filed under Hayat Internet

Merhabalar…

Bu yazı toplamda 23306, bugün ise 29 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 10