buyruk | net

to Infinity and Beyond!

Atatürk Hava Limanı ATU Duty Free Pre-Order (Ön Sipariş)

| Filed under Internet Yurt Dışı

Bildiğim kadarıyla en azından birkaç yıldır yürürlükte olan bir sistemden bahsetmek istiyorum kısaca. Bu şu an için sadece Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Geliş ve Gidiş için geçerli olan bir uygulama. Kısacası bir Duty Free uygulaması. Hepimizin bildiği gibi yurt dışına çıktığımızda, özellikle dönüş yoluna geçmişsek aklımızın bir köşesini hep Duty Free kurcalar. Acaba bu sefer ne alabilirim, en çok neyden kâr edebilirim sorularıyla cebelleşiriz. Tabii bunun da nedeni limitlerin çok düşük olması ve çok az sayıda alış-veriş yapmamıza izin verilmesidir bana kalırsa. Her neyse efendim limitlere sonradan değineceğim.

Tabii bu süreçte özellikle yurt dışına çok gelip gidenler artık kendilerine alacak çok fazla bir şey kalmadığından ve de bazı ürünlerde limit olmamasından mütevellit (parfüm, kozmetik gibi) çevrelerinden sürekli sipariş alırlar. Bu tip ürünler de oldukça belirli ve çeşitli olduğu için de ufak bir yanlış anlama veya yanlış yorumlama istenenden çok daha farklı bir ürünle arkadaşın karşısına çıkmaya neden olabiliyor. Türk milleti olarak bunun için de çeşitli çözümler üretmiş durumdayız. İstenilen ürünün tam olarak adı, kutusunun şekli, rengi, ağırlığı, hacmi, kaç litre, kaç parça ürün içerdiği gibi detayları en ince ayrıntısına kadar veriyor, hatta ve hatta firmaların internet sitelerinden ürünlere ait linkler yolluyor ve bu linklerde özellikle fotoğraf içermesine dikkat ediyoruz. Şimdi bu curcunayı, ekstra zahmeti ve riski en aza indirecek sistem hali hazırda yürürlükte aslında. http://www.atu.com.tr/

(more…)

Bu yazı toplamda 7446, bugün ise 1 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 5

Tatil Bitti İstanbul Başladı

| Filed under Hayat

Ve yine uzun bir tatil sonrası İstanbul’a, yine keşmekeşe, karmaşaya, trafiğe, insanların saygısız, düşüncesiz tavırlarına merhaba.

Tatil 9 günlük bir tatil olunca, yüksek oranla insanlar şehir dışına, yurt dışına çıkıp her şeyden uzaklaşmak, kışa girilmeden ele geçen bu son fırsatta dinlenmek rahatlamak istiyorlardı tabii. Ama haliyle bunun sonrası da bir o kadar bir kötü ve sancılı olabiliyor. Yaşayabileceğimiz en katmerli Pazartesi sendromundan bahsediyorum. Bunu da sağ olasın Zaytung hemen kaleme almış:

Bayram Sonrası Yine Acı Bilanço: Kazalarda Hayatını Kaybetmeyen Milyonlarca Çalışan, İşlerinin Başına Döndü

Ben de bu büyük fırsatı değerlendirme şansına nail olanlardandım. Memleketime, ailemin yanına gidip geldim ve bu sefer çok uzun süre kalamadığım için (9 günün 9’unu da kullanamadığım için) son dakikasına kadar kullanmaya karar verip bulabildiğim alabildiğim en geç otobüs biletini tercih ederek, daha önceleri dilimin yandığı son gün sendromuna katlanmaya karar verdim ve Pazar gecesi 23:45’e aldım bileti.

Pazar günü öğleden sonra NTV’nin canlı yayınında helikopterden çekilen görüntüler gerçekten şok ediciydi. Yalova Topçular feribot iskelesinde kimsecikler yoktu. Koskoca alan bomboştu. Hani böyle oradaki park alanı dolu olur, kuyruk gişelerin bile dışına taşar ya, yanına bile yaklaşmıyor, yanlış görmediysem feribotlar sefere başlamak için kapasitenin dolmasını bekliyorlardı. Sadece bunu daha önce 1 belki 2 kere görmüşümdür o da toplamda gittiğim 10’larca seferin yanında herhalde adının bile anılmasını gerektirmez. O derece bir şaşkınlık kaplamıştı beni.

Bu görüntü fazlaca iştahımızın kabarmasına neden oldu. Hiç böyle bir tablo beklemiyorduk. Ben kendimi 8 saatlik bir yolculuğa hazırlamıştım bile, hedefim de uyuyabildiğim kadar uyumak olacaktı. 🙂

İlk olarak kardeşim dönecekti akşam üstü gibi. İlk önce onun raporunu bekledim. Tam prime-time’da gittiği için o geçerken kalabalık değilse, ben geçerken de kalabalık olmayacaktı büyük ihtimalle. Vee beklenen daha çok istenen, umulan gerçek oldu, umutlar iyice yeşerdi. Aynı televizyonda gördüğümüz gibi yollar, feribot tertemizdi, kimsecikler yoktu ortada. Hiç bekleme yapmadan varabilmişti İstanbul’a.

Bunun sevinciyle beraber topladım valizimi. Yol yorgunluğunu, eğri büğrü oturmayı, uykusuz kalmayı hep gözümde büyüten ben, heyecanlanmıştım bu sefer.

Derken, yolculuk saati geldi, vedalaşıldı, otobüse binildi. İlk olumsuzluk hemen göze çarptı, daha şehirden çıkmadan yoğun bir sis başladı. Ama yollar o kadar boştu ki, bu bile yavaş gidilmesini gerektirmedi. Yolda verilen molalar haricinde, gecikme yaşamadan Topçular’a geldik ve ve ve başarmıştık! Bomboştu iskele ve feribotlar yanaşmış yolcuları bekliyordu hareket etmek için. Tabii hemen biz de yerimizi aldık. Hatta ilk defa feribot kapasitesi dolmadan, yarı boşken hareket ettik. Düşünün artık ne kadar süredir bekliyormuş feribot.

Zaten sonrasında da bir trafik olmuyor, hızlıca İstanbul’a, terminale vardık. Ve böylelikle bu sefer de Şehr-i İstanbul’a olan yolculuğum tamamlandı. En başta da söylediğim gibi hoş geldim keşmekeşe, karmaşaya, kalabalığa ve en kötüsü de saygısızlığa ve düşüncesizliğe.

Bu yazı toplamda 3831, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 1

Spor Aktiviteleri – Maraton Antrenmanı

| Filed under Spor

Maalesef bu sefer pek olumlu bir haberim yok. Hem Spor Aktivitileri hem de Maraton Antrenmanı için pek hatta neredeyse hiç gelişme olmadı Eylül ayında. Zaten aylardır devam eden el bilek rahatsızlığından ötürü birçok spordan uzak kalmış durumdayım. Ben de zaten hal böyle olunca daha Temmuz ayından itibaren maratona hazırlanmaya başlamıştım. Bayağı da tempolu ve programa uygun bir şekilde çalışmalarımı devam ettiriyordum. Ama spor dilinde arka adele çekmesi olarak nitelendirebileceğimiz bir sakatlık sonrası pistlerden uzak kaldım. Kendi kendime bacağımı dinlendirmeye çalıştım ama tekrardan antrenmanlara başlayabilmemi mümkün kılacak seviyeye gelemedim. Ramazan bayramı öncesinde doktora görünüp en azından bu tedavi sürecini kısaltmanın yollarını aradım. Sakatlığın derecesinin ileri olmadığını düşünerek yine dinlendirme, kas gevşetici / doku onarıcı sprey ve bandaj ile tedaviye devam etme kararı aldık.

Bu şekilde yaklaşık 2 – 3 hafta geçirdim. Ama yine de tam olarak gücümü kazanamadım. Üzerinden 1 – 2 hafta geçtikten sonra ki o da bugünlere denk geliyor, yavaş yavaş antrenmanlara başlayabileceğimi hissediyorum. Ama bu sefer de şöyle bir sıkıntı var. Maratonun kendisi ayın 17’sinde, sadece birkaç gün uzaklıkta. Yani maalesef bu sene daha aylar öncesinde heveslenip kendimi de gaza getirdiğim Avrasya Maratonu’nda istediğim dereceyi elde edemeyeceğim. Hatta katılıp tamamlayabilirsem kendimi şanslı sayacağım.

Maraton sonrasında tekrar görüşmek üzere…

Bu arada maraton için yaptığım antrenmanları gün gün kaydetmeye başladığım takvimi de paylaşmak istiyorum. Yukarıdaki bahsettiğim olumsuzluklardan ötürü devamını getiremediğim antrenman programıma buradan ulaşabilirsiniz. Maraton Antrenmanları ‘Training Session’ linklerine tıklarsanız, o güne özel antrenman detaylarını da görebilirsiniz.

Herkese sağlık dolu günler ve yağmursuz bir Avrasya Maratonu!

Bu yazı toplamda 4567, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 1

Dünyanın En İyi 200 Üniversitesi

| Filed under Hayat Yurt Dışı

The Times Higher Education, 2004 yılından beri her sene yaptığı gibi 2010/2011 akademik yılı için de, 10 aylık bir araştırmanın sonucunda dünyanın en iyi 200 üniversitesini sıralamış. Detaylı rapora buradan ulaşabilirsiniz: http://www.timeshighereducation.co.uk/world-university-rankings/

Tabii ilk akla gelen bizim üniversitelerimizin durumu. Dünyadaki en iyi 200 üniversite sıralamasında, sadece 2 üniversitemiz kendilerine yer bulabilmişler. Bilkent ve Odtü. Aslında bu tabloya çok şaşırmamız gerek, sonuçta aksine daha önce de hiç rastlayamadık maalesef.

Bilkent -> 112
ODTÜ -> 183

Şunu da ekleyeyim, Türkiye’yi Avrupa yerine Asya kıtasında değerlendirmeyi uygun görmüş sayın uzmanlar.

Tahmin edildiği üzere, Amerika ve sonrasında İngiltere’nin büyük bir dominasyonu söz konusu. Avrupa’dan hatta Uzak Doğu’dan çeşitli üniversiteler kendilerine yer bulmuş aynı zamanda. Mısır’dan, Tayvan’dan, Singapur’dan üniversiteleri görebildiğimiz bu listede daha fazla üniversitemizle yer alamamak bence değerlendirmemiz gereken başka bir durum.

Bu tabloyu yavaş yavaş bile olsa her sene daha ileriye götürmek ümidiyle…

Bu yazı toplamda 4106, bugün ise 9 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 3

Sedir Restaurant Samatya

| Filed under Hayat

Arkadaşlarla geçen bir iftar yemeği yedik. Tabii geçen derken üzerinden bir 3 hafta kadar geçmiştir. 🙂 Zaten malumunuz, bayramın bile üzerinden 1 hafta geçti. 🙂 Sedir Restoran, Samatya’da.

Maalesef özellikle İstanbul’da yer yön konusunda biraz kıt bir insan olarak iftar öncesinde Samatya’ya nasıl gidileceğini pek bildiğim söylenemezdi. Arkadaşlarım sağ olsunlar, bir yol yordam çizildi ve Sirkeci Tren Garı’nda buluşulup beraberce gidilmesine karar kılındı. Durumunun benden daha kötü olanlar çıkacağını hiç tahmin etmezdim ama o da oldu. Bir arkadaşım da Sirkeci Garı’nı bulmakta zorlandı. Yarım saatlik telefon konuşması sonunda, kendisinin Sirkeci’de değil de Eminönü’nde olduğuna ikna edebildik. 🙂 Neyse ki bunu farketmesinden sonra kendisinin Sirkeci’ye ulaşması pek zor olmadı…

Bu sancılı geçen buluşma sonrasında trene atlayıp yolumuza devam etmek amacındaydık. Hiçbir bilgim, fikrim olmadığı için etliye sütlüye karışmadım ama ufaktan ufaktan soru işaretleri belirmeye başlamıştı bende. Çünkü kendini muhabbete kaptıranlar ki bu grubun çoğu oluyor hangi durakta inileceği konusunda en ufak bir kaygı bile duymuyordu. Neyse ki kısa bir münazara sonunda, inilecek durağın K. Mustafapaşa olduğu konusunda fikir birliğine varıldı. Bu da 4. durak oluyordu. Durak sırasını merak edenler için:

  • Sirkeci
  • Cankurtaran
  • Kumkapı
  • Yenikapı
  • K. Mustafapaşa

En güncel bilgiye ulaşmak ve sefer saatlerini de öğrenmek isterseniz ise: -> TCDD

Trenden indikten sonra sadece bir iki dakika yürüyünce direk olarak meydanda görebiliyorsunuz Sedir Restaurant’ı. İçeri girdikten hemen sonra, terastaki masamızda yerimizi aldık. Deniz manzarası beklediğimden daha güzeldi ve kendini hissettiriyordu en azından. Öyle hani olur ya ancak böyle iyice konsantre olarak denizdeki bazı tekne ve gemileri görebilirsiniz, öyle değildi kısacası. Manzara açısından artı puanı kaptı Sedir Restoran.

Bu sene klasik hale gelen bir şekilde burada da iftar menüsü 40 TL’idi. Meze ve salataları oldukça çeşitliydi. Ama ana yemek tercihinizi kebaplardan yana kullanmak durumunda kalıyorsunuz. Yanılmıyorsam, bir de köfte olabilir ama çok emin değilim. Ben de Urfa’dan yana kullandım tercihimi. Arada iftar sofralarında sıkça görmeye alıştığımız içli köfte ve börek ziyaret etti tabaklarımızı.

Sonuç olarak, doyduk, bol çeşitli yedik ama tam olarak ana yemekten istediğim tadı ve zevki alamadığımı da itiraf etmeliyim. Manzara ve atmosfer olarak ortalamanın üzerinde ama bu sene gelenekleşen 40 TL’lik tutar bana fazla geldi. Ulaşım konusunda da çekincilerimi giderebilmiş değilim. Zira çok kısaca gelirken nasıl bir rota takip ettiğimizden bahsetmiştim. Özellikle Anadolu yakasında oturanlar için çok rahat olmadığı aşikâr. Dönüşte ise seçenekleriniz daha da kısıtlı bir hâl alıyor. Saatin ilerlemesiyle beraber, tren kullanmak istemedik. Otobüs seçeneğini de kullanamadık yine aynı nedenden ötürü. Biz de elimizde kalan tek seçenek olan taksiyle ulaşımımızı sağladık. Eminönü, Karaköy, Taksim gibi adresler tercih edilip aktarma yaparak evlerimize ulaştık.

Resmi bilgi için: http://sedirrestaurant.net/index.htm
İletişim / Ulaşım: http://sedirrestaurant.net/ulasim.html

Bu yazı toplamda 30561, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 15