buyruk | net

to Infinity and Beyond!

Basketbolda Son Durum – Nisan 2011

| Filed under Avrupa Basketbol Spor

Basketbolla ilgili Beko Basketbol Ligi olsun, Euroleague olsun, NBA olsun yazılacak hakikaten çok şey var. Kısaca bir özet geçmek gerekirse an itibariyle son durumlar şöyle:

  • Türkiye Erkekler Beko Basketbol Ligi: 30 maçlık bir maraton olan normal sezonun sonuna doğru yaklaşıyoruz. Bu hafta sonu 26. hafta maçları oynanıyor. Ligin bitimine 4 maç kala 23-3 galibiyet-mağlubiyet istatistiğiyle Fenerbahçe Ülker 1. sırada.
  • Türkiye Kadınlar 1. Basketbol Ligi: Normal sezonu Galatasaray Medical Park 1. Fenerbahçe de 2. sırada tamamlamıştı. Playofflar’da ise şu an final serisi oynanmakta ve Fenerbahçe’nin seride 2-1’lik üstünlüğü bulunuyor. Seride 3 galibiyete ulaşan takım şampiyon olacak. Heyecanın zirveye ulaştığı bu birkaç gün içinde şampiyon belli olacak.
  • Euroleague: Eleme turu tamamlandı ve Final Four’a çıkan takımlar belli oldu. 6 Mayıs’ta Barcelona’da başyalacak Final Four’da yer almaya hak kazanan takımlar ve ilk günkü maç eşleşmeleri:
  • NBA: 82 maçlık normal sezon tamamlandı. Bu akşam aylardır beklenen playoff heyecanı başlıyor. Chicago Bulls 62 galibiyet alarak playoff boyunca ev sahibi avantajına sahip olmayı garantiledi. San Antonio Spurs ise Batı Konferansı’nın zirvesinde yer alarak, Batı’da sürekli ev sahibi avantajına sahip olacak.

Yaklaşık 1.5 – 2 içinde bütün ligler sonlanmış olacak. Geçen sene sezonun bitmesinden itibaren beklediğimiz an geldi. Şimdi baskı, heyecan, stres dorukta!

Bu yazı toplamda 3969, bugün ise 1 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 0

2011 Koşu Sezonu Açıldı

| Filed under Spor

Haftanın başını soğuk ve kar ile boğuşmakla geçirdikten sonra Cuma, Cumartesi ve bugün (Pazar) etkisini gösteren güneşle birlikte herkes kendini bir süredir kapatmakta olduğu evlerinden dışarı atmış gibi görünüyor. Gitmediğim için bilemeyeceğim ama tahmin etmem gerekirse Taksim ve civarı da oldukça kalabalıktı herhalde, özellikle Cumartesi gecesi. Dün köprüyü geçerken de Avrupa yakasına doğru akmaya çalışan yoğun trafik de bunun bir nevi işaretçisiydi sanırım.

Ben de havaların böyle güzel gitmesiyle, koşu sezonunu erkenden açmaya karar verdim. Bisiklet için Şubat’ta bile çıkmıştım dışarı, atmıştım turlarımı ama tabii koşu için havaların biraz daha ısınmasını beklemek gerekiyor, aksi takdirde üşütme ve hastalık kaçınılmaz.

Böylece sabah biraz da havanın ısınmasını bekledikten sonra, çıktım dışarı ve 10:07 gibi başladım koşuma. Bu sefer tabii hem havanın hala biraz serin olmasının hem de hamlığın beni geri çekmesiyle yarı koşarak yarı da yürüyerek tamamlayabildim kısa turumu. İstatistikleri aşağıda görebilirsiniz:

  • Mesafe: 5.36 km
  • Süre: 43:23
  • Hız: 8 dakika 5 saniye / kilometre
  • Tahmini kalori yakımı: 353

Bu sefer koşarken ilk defa Nike+’ı deneme şansım oldu ve yukarıdaki istatistikleri de Nike+’ın tutmuş olduğu verilerden alarak paylaşıyorum sizinle.

İlk defa denediğim için ve bu arkadaş da GPS yerine ayakkabıdaki çip ile haberleşerek mesafeyi hesaplamaya çalıştığı için bir iki yerde teste tabii tuttum kendisini. Ve daha önceden ne kadar olduğunu bildiğim birkaç mesafe ile karşılaştırdım ve sonuçlar bayağı tutarlı çıktı. Sanırım bundan sonra çok düşünmeye gerek kalmadan kendisine güvenebileceğim.

Bundan sonra mesafenin ve hızın artacağını rahatlıkla öngörebiliriz sanırım. Tabii önemli olan havanın biraz ısınması. Onun haricinde bu konuda bir motivasyon veya disiplin problemi yaşayacağımı pek zannetmiyorum zira. (:

* Nike+ sensör fotoğrafı buradan alınmıştır.

Bu yazı toplamda 9335, bugün ise 2 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 8

Kayseri Erciyes’te Kayak Keyfi – Bölüm 7

| Filed under Kayak Seyahat Spor

Bugün bazı arkadaşlar da kayak yapmayacaktı ve pistteki sayımız az olacaktı. Zaten pist bizim dışımızda da pek kalabalık sayılmazdı. Yani Pazar günkü o kalabalığı gördükten sonra Pazartesi günü tam anlamıyla ilaç gibi geldi. Telesiyejler boş, pist boş, sıra bekleme yok, sadece rahat rahat ve hızlıca kaymak vardı.

Bugün pist kapanmadan dönecektik. Dönmeden önce Kayseri çarşıya gidip Kayseri’ye has mantı, pastırma ve sucuk almak istiyorduk. Bunun için çok fazla vaktim olmayacaktı ama yine de günlük sınırsız skipass’ten aldım. Bugün çok daha hızlı turlar atabilecektim çünkü.

Bu ortamın vermiş olduğu pozitif enerjiyle daha bir motive oldum ve turlarıma başladım. Biraz tekniğimi düzeltmiştim dün, bugün de bunu pekiştirmek istiyordum. Bu şekilde kaymaya devam ettim. Birkaç tur sonra batonları da bırakıp biraz da bu şekilde kendimi geliştirmeyi denedim ve herhangi bir sorun yaşamadan bu konuda da biraz ilerleme kaydettim.

Böyle olunca, turları da hızlı atınca daha çok tur atasım geldi ve yemek için bile mola vermeden peşi sıra turlarımı attım. Yine daha önceden konuşup kararlaştırdığım saatte kayaklarımı teslim ettim ve eşyalarımı kontrol ettikten sonra Erciyes’e bu seferlik veda edip otele döndük.

Otele döndükten sonra üstümüzü değiştirip günlük kıyafetlerimize döndükten sonra da Kayseri çarşının yolunu tuttuk. Toplamda oldukça yüklü miktarda sucuk, pastırma ve mantı aldık. Ben de bu üçlüden azar azar da olsa aldım. Düşününce mantının da sarımsaklı yoğurtla yenmesi muhtemel olduğundan, hepsi istisnasız bir koku kaynağı ama lezzetli şimdi ne yapalım? :p

Bu şekilde alışverişimizi tamamlayıp otele son kez geri döndük. Aldıklarımızı da bavullara yerleştirip bavulları da minibüse yükleyince otelle işimiz bitmiş oldu. Son akşam yemeğimiz için Ciğerci Mehmet Usta’yı tercih ettik. Ciğer diyince pek hoşuma gitmemişti ama çeşitli ızgara ve şişler de mevcutmuş. O nedenle ben çöp şişi tercih ettim mesela. Yemekten sonra da tatlımızı yiyip çayımızı içtikten sonra hesabı istedik. Bu sefer de kişi başı 26 TL tuttu. Bir önceki gün daha çok çeşitli daha özenli yemekler yememize rağmen 30 TL verdiğimiz için, bugünün 26 tutması biraz fazla geldi ama bugün de fazlasıyla doyduk, bunu da inkâr edemem. (:

Bundan sonra bizim şoförlüğümüzü yapan arkadaşa vereceğimiz ücret konusunda biraz sıkıntı yaşadık ve sağ olsun giderayak Kayserilik karakterini göstermiş oldu bize ve hatırı sayılır bir kazık attıktan sonra bizi havaalanına bırakıp hızla uzaklaştı.

Neyse ki uçak saatinde geldi ve biz de bir sıkıntı yaşamadan 1 saatlik uçuş sonrası İstanbul’a vardık. Bu seferlik kayak maceramız da böylece sonlanmış oldu.

Aslında kalem kalem incelediğimizde çok fazla gibi görünmese de toplam olarak bakınca yine de maliyetli bir tatildi. Kayak ve skipass maliyetlerinin alternatifi olmaması da bu tabloyu hazırlayan önemli bir unsur oldu. Ama hem daha önce gitme şansım olmayan bir şehri ziyaret etme fırsatını buldum, hem çeşitli yöresel yemekler yiyerek midemi hoş tuttum, hem de Erciyes’i görüp pistlerini deneme imkânım oldu. Dolu dolu ve bir hayli yorucu olan 3 günün sonrasında İstanbul’a yeniden merhaba…

Serinin Tüm Yazıları:

Bu yazı toplamda 4954, bugün ise 1 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 3

Kayseri Erciyes’te Kayak Keyfi – Bölüm 6

| Filed under Kayak Seyahat Spor

Bugünü de bu şekilde geçirip 9 – 10 kere inip çıktıktan sonra günün sonuna gelmiş oldum. Kayakları da teslim edip üstümü başımı düzelttikten sonra dönüş için hazırdım. Daha önceden sözleştiğimiz için herkes aşağı yukarı aynı zamanda gelmişti ve herkes hazır olunca minibüse doluşup otele dönüşe başladık.

Otelde kısa sürede hazırlanıp tekrar karnımızı doyurmak için yeniden soluğumuzu minibüste aldık. Bu sefer “Kayseri’nin tek dönen restoranı” olarak bahsedilen Beştepe Restaurant’a gitmeye karar verdik. Hep Ankara’daki Atakule örnek verilir böyle 360 derece dönme yetisine sahip bir restoran konseptinden bahsedildiği zaman. Ama meğer bunun bir örneği Kayseri’de de varmış. Ankara’daki gibi yüksek bir kule hüviyetinde olmasa da gerçekten de 360 derece dönebilen bir restoran Beştepe Restaurant da. 🙂

Burada da restorana has spesiyallerin haricinde Kayseri mantısını yerinde tatma şansımız oldu. Beğendiğimi söylememe gerek yok sanırım. 🙂 Burada gerçekten güzel bir ortamda ve sürekli değişen manzarayla nezih bir yemek yedik. Karınlarımızı en temizinden doyurduk. Hesapları kelle başı usulü yaptık yine ve kişi başı 30 TL düştü. Yediğimiz, hatta aşırı doyduğumuz için bitiremediğimiz onca yemek, meyveyi düşününce gerçekten değdiğini söyleyebilirim. Manzara da cabası tabii ki…

Otele dönüşten sonra yine bir grup dışarı Kayseri sokaklarını fethetmeye gitti. Bendeniz ise kendimi sağlık kelimesine en kısa sürede yakınlaştırabilmek için tedavilere devam ettim. Bu oteldeki ve Kayseri’deki bu gezi kapsamındaki son gecemiz olacağı için, valizlerimizi, bavullarımızı da hazırlamamız gerekiyordu. İnsan her ne kadar birkaç günlüğüne gitmiş olsa da illa eşyalar çok dağılıyor ve sonrasında bunları tekrar adam edebilmek için bir sürü uğraş vermek gerekiyor. Benim için de böyle oldu. Özellikle birkaç yazıdır bahsettiğim tedaviler için gerekli bitkiler ve ilaçları toplamak ve düzenli bir şekilde yerleştirmek bayağı bir zamanımı aldı. Sabah kahvaltı sonrasında hem check-out yapıp hem de çok fazla vakit kaybetmeden pistin yolunu tutacağımız için bütün düzenlemeleri yatmadan tamamladım. Aynı zamanda ilk günkü yorgunluğu da biraz atmış olduğum ve kayağın yorgunluğuna alışmış olduğum için bugün daha geç yattım ve saat 01 gibi yatağa yöneldim.

3. Gün (17 Ocak)

Son günümüzde de hava güzeldi. Sabahki kahvaltı telaşından sonra check-out yaptık ve valizlerimizi lobiye bıraktık. Hemen akabinde tekrardan doluştuk minibüse. Dün kalabalıktan çok bunaldığımız için bugünün çok daha tenha olmasını istiyorduk.

Ben daha gezi ayarlanmadan önce bile mümkünse sadece hafta içi gitmeyi, bu mümkün olmuyorsa da hafta içi en az birkaç gün orada olacak şekilde plan yapmayı denememiz gerektiğini söylüyordum. Ama gelişmeler çok benim istediğim şekilde olmadı ve 2’si hafta sonu olmak üzere 3 günlük bir tatil için gelmiş olduk Kayseri’ye.

Konuyu daha fazla dağıtmadan devam edeyim. Ve daha kiralama dükkânına vardığımız zaman bile bugünün ne kadar eğlenceli olacağını anladık. Ben ayakkabı deneyip kayakları kiralarken benden başka 1 müşteri daha vardı sadece. Herkes rahat, kendi halinde işini yapıyordu. Ben de kayaklarımı ayarladıktan sonra çıktım hemen piste.

* Yukarıda görmüş olduğunu fotoğraf Beştepe Restaurant’ın sitesinden alınmıştır.

Serinin Tüm Yazıları:

Bu yazı toplamda 6583, bugün ise 1 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 6

Canlı Canlı Super Bowl XLV Heyecanı

| Filed under Futbol Spor Yurt Dışı

45. Super Bowl heyecanını canlı yaşamak için Ken ile sözleşmiştik. Kendisi koyu bir Green Bay Packers taraftarı olduğu için, wildcard ile playofflara katılmalarına rağmen takımı her maçta gece kalkıp canlı olarak desteklemiş ve takımını Super Bowl finaline çıkarmıştı. Bu arada kısaca değineyim, Super Bowl Amerikan Futbolu Playoff Final maçına yani sezonun şampiyonunu belirleyecek olan maça verilen isim.

Super Bowl XLV

Sezon içinde maçları takip edemedim için en azından özel olarak final maçını canlı izlemeye gayret ediyorum. Bundan önce de sanırım 3 ya da 4 maçı bu şekilde izlemiştim. Bu sene de koşullar gayet uygun olunca ve Ken de fanatik bir Green Bay Packers taraftarı olunca, bu maçı canlı izlemek kaçınılmaz oldu.

Daha önce tabii kendi imkânlarımla izlediğim ve etrafımda bu konuda tecrübesi, bilgisi olan arkadaşlar olmadığı için çok önemli bir Super Bowl geleneğinden haberim yokmuş. Touchdown shots! Maçta her touchdown olduğundan ziyade tuttuğunuz takım touchdown yaptığında herkes bir shot atıyor. J Aslında eğlence katsayısını katlamak istiyorsanız ve sizin için iki takım da aynı mesafedeyse, maçta her touchdown olduğunda bir shot yapmayı deneyebilirsiniz. Ama maçın sonunda ayık olacağınızı garanti edemem. Zira örneğin bu Super Bowl’da 7 touchdown oldu. Belki maçın birkaç saate yayıldığı düşünüldüğünde çok sıkıntı olmadan atlatılabilecek bir sayı ama daha fazlası sorun olabilirdi. (:

Ken işini daha önceden garantiye almak istediği için içkisini ayarlamıştı bile. Jack Daniel’s olacaktı bu geceki yol arkadaşımız. Tabii bunun yanında kola, ice tea, cips, çerez gibi tamamlayıcı etmenler de yerini almıştı. Saat 01 olmadan Kenler’e varmıştım bile. Maç başlamasına daha 1 saat gibi bir süre vardı ve biz de bu sürede yiyilecek, içilecekleri ayarladık ve sonrasında ufak bir Super Bowl ve Amerikan Futbolu muhabbetinden sonra Internet Memes’lerden konuşmaya ve 2010 yılında popüler olanlarına bakıp maç öncesi keyif seviyemizi olabildiğince üst seviyeye çıkardık.

Vee bir anda Christina Aguilera belirdi ekranda. Daha önceleri izlediyseniz fark etmişsinizdir. Amerikalılar’ın böyle bir geleneği var. Bu şekilde ulusal önem verdikleri etkinlik, faaliyet, maçlardan önce ulusal marşlarını ünlü şarkıcılara söyletiyorlar. Bugün de bu onura erişecek kişinin Christina Aguilera olduğunu bu şekilde öğrenmiş oldum. Tabii ki marşlarını bilmediğimden nasıl okuduğunu bilme şansım çok fazla yoktu ama sonradan Wikipedia’dan öğrendiğim üzere bir satırı fazladan bir kere tekrarlamış. Umarım geri kalanında bir sıkıntı olmamıştır da insanlar maç öncesi buna takılıp üzülmemişlerdir.

Ulusal marş sonrası maç başladı. Zaten bir şişe birayı o zamana kadar devirmiştim ve Green Bay muhteşem bir başlangıç yapınca (daha ilk çeyrekte 2 touchdown + 2 ekstra sayı), bunu 2 shot takip etti. Ve daha maçın başında havaya girmiş olduk.

Bilirsiniz Amerikalılar’ın istatistiklere ne kadar çok önem verdiğini. Daha önce görmediğimiz, duymadığımız türden istatistiklere maç boyu ve maç sonrasında çok rahatlıkla denk gelebiliyoruz. Büyük ağırlıkta NBA izlediğim için bu verdiğim örnek NBA içindi ama NFL’de de durum çok farklı değilmiş tabii ki. Packers bu kadar farklı öne geçince hemen ilk önemli istatistik ekranda belirdi. Super Bowl tarihinde 10 sayıdan fazla farkla geriye düşen hiçbir takım maçı kazanamamış. Green Bay Packers’a direk olarak güzel bir moral kaynağı olmuştur diye düşünüyorum bunun.

İlk çeyrekteki durgun Steelers, ikinci çeyrekte biraz açıldı ve ilk touchdown’ını yaptı. Packers da bu çeyreği boş geçmedi ve devre sonunda skor 21 – 10 Packers lehineydi. Yani 10’luk fark hala korunuyordu.

Devre arasında Black Eyed Peas ve Usher’ın şovu vardı. Neyse ki bu arada touchdown olmayacağı garantiydi ve bu şekilde biraz kendime gelme fırsatını buldum. 3. çeyrekte sadece Steelers’ın touchdown’ını görünce her şey artık çok daha netti. Ama maç da tabii biraz heyecana gebe olmaya başlamıştı. Maça fırtına gibi giren Packers şimdi işi biraz zora girmiş görünüyordu. Önde olmalarına öndeydiler ama moral motivasyon artık Steelers’ın yanındaydı.

Son çeyreğe girilirken 21 – 17 idi skor. Karşılıkla gelen 1’er touchdown sonrasında skor 31 – 25 olmuştu. Ve maçın bitimine 3 dakika gibi bir süre vardı ve top Steelers’daydı. Yani touchdown yaparlarsa skor eşitlenecek, sonrasındaki ekstra sayı ile öne geçip maçı bile kazanabileceklerdi. Ama durum istenildiği gibi olmadı ve Steelers sayı bulamadı ve top Packers’a geçti. Kalan 45 saniyeyi Packers çok rahat bir şekilde eritince maç bu şekilde sonlanmış oldu. 45. Super Bowl Green Bay Packers’in oldu!


Super Bowl Sunday adıyla muhtemelen Amerikan dizilerinden veya filmlerinde denk gelmişsinizdir. Neredeyse Thanksgiving, Christmas gibi ayrıca kutlanan, milyonlarca kişi tarafından izlenen, hatta düğün vs. gibi kutlamaların bugüne denk gelmeyecek şekilde ayarlandığı bir organizasyondur kendisi. Bu durumu daha iyi anlatmak adına Wikipedia’dan aldığım bilgileri sizinle de paylaşmak istiyorum:

  • Stadyum: Cowboys Stadium, Arlington, Texas
  • Seyirci sayısı: 103,219
  • Nielsen oranları: Amerika’da maçın tamamını veya bir kısmını 162.9 milyon kişinin canlı olarak izlediği tahmin ediliyor. Bu rekorları parçalayan bir sayı. Şöyle ki bu oranlarla Super Bowl XLV, Amerika’da en çok izlenen tek bölümlük televizyon programı olmayı başarmış. Böyle olunca da en çok izlenen Super Bowl maçı olma ünvanını eline geçirmiş durumda.
  • 30 saniyelik reklem ücreti:  3 milyon Amerikan Doları
  • MVP: Aaron Rodgers, Green Bay Packers Quarterback

Cowboys Stadium’a da kısacak değinmek gerekirse, Mayıs 2009’da açılan ve 1.3 milyar $’a malolan bir stat olduğunu söyleyerek başlayabilirim sanırım. Ayakta durup maçın izlenebileceği bölgeyi de sayarsak toplam kapasite 111,000 kişilik. Bu üstü kapanabilen veya kapalı olan kapasitesi en yüksek stat olarak dikkatleri zaten çekiyor.

Asıl onu benzerlerinden ayıran çok belirgin bir özelliği daha var. O da devasa büyüklükteki HD ekranı. Şöyle ki ekranın boyutları 46’ya 22 metre yani çapraz 53.34m. Ve tahmin edebileceğiniz üzere dünyanın en büyük HD ekranı. Şöyle bir fotoğrafla sanırım ne dediğimi daha güzel anlayabilirsiniz.

Cowboy's Stadium HD Screen

Bu şekilde bir maçı daha geride bırakmış olduk. Sevgili dostum Ken’e buradan teşekkürlerimi gönderiyorum. Beraber bu şekilde bir heyecan yaşayabildik ve konuyla alakalı geleneklerden de bu şekilde haberim olmuş oldu. Ayrıca tuttuğu takım Green Bay Packers’ı da tebrik ediyorum, yıllar sonra tekrar Super Bowl şampiyonu oldular. Başarılarının devamını diliyorum. (: Sanırım bundan sonra ben de yavaştan bir Packers hayranı olabilirim. (:

Not: Bu arada bu Super Bowl XLV ve genel anlamda Super Bowl sayfalarının Türkçe’sinin olmadığını fark ettim. Ve tekrardan üzüldüm. Tabii ki daha çok Amerika’ya has bir olay ve ülkemizde çok sınırlı sayıda biliniyor ve oynanıyor ama sadece bir maçtan çok öte Super Bowl ve yukarıda verdiğim bilgiler de bunu bir yerde kanıtlıyor.

Bu yazı toplamda 5372, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 4