buyruk | net

to Infinity and Beyond!

Where Tyreke Happens

| Filed under Basketbol Spor

Yer: ARCO Arena
Tarih: 29 Aralık 2010
Maç: Memphis Grizzlies @ Sacramento Kings

Maçın sonunda salondaki seyircilere iki uç duyguyu yaşattı bu takımların oyuncuları. Tabii ki bu duygular hüzün ve sevinç. Bu kadar kısa sürede böylesine uçlara çıkıp inmek belki pek sağlıklı değil ama kendi adıma konuşacak olursam böyle şeyler kesinlikle oyuna heyecan katıyor ve parkelerde sık sık görmeyi tercih ederim. Sonuçta adrenalin değil midir peşinde olduğumuz şey? 🙂

Olayların kronolojik sıralamasına bakalım:

  • Maçın bitimine 5.5 saniye kalmış durumda ve Sacramento 97-96 önde. Memphis topu Sacramento yarı sahasına taşımış durumda ve kenardan topu oyuna sokacak.
  • Biraz zor da olsa ve istedikleri pozisyonu yaratamasalar da topu O.J. Mayo ile buluşturmayı başarıyorlar. Hem arkası dönük halde hem de pozisyon dışında topla buluştuğu için oldukça zorlanıyor O.J. Mayo. Hafif bir perdeden geçip dengesiz bir halde fade-away jump-shot’a kalkıyor 3’lük çizgisinin hemen içerisinden ve top çemberden geçiyor! Kalan süre 1.5 saniye! Memphis: 98 – Sacramento: 97
  • Ne oluyorsa bundan sonra oluyor. Sürenin bittiğini zanneden bir görevlinin sahaya girmesine aldırış etmeden topu oyuna sokuyorlar ve 2009/2010 Rookie of the Year Tyreke Evans topu aldığı gibi ufak bir dribbling yapıyor ve kendi yarı sahasının ortalarından şutunu gönderiyor. Top süre dolmadan elinden çıkıyor ve daha havadaki seyahatini sonlandırmadan zıplayarak sahaya giren bir Sacramento oyuncunu bile görebiliyoruz vee sonrasında o da ne, top bir kez daha çemberden geçmek için tereddüt etmiyor ve basket! Süre zaten top havadayken sona ermişti, ve bu basketle Sacramento maçı 100-98 kazanıyor.
  • Maç Sacramento’da olduğu için taraftarın ve oyuncuların çıldırışını görmeniz lazım. Gerçekten böyle bir galibiyet adrenalini tavan yapmak için bir-e-bir!

Buyrun bu da bu heyecan dolu 2 dakikanın videosu:

Bu yazı toplamda 3569, bugün ise 2 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 1

Fenerbahçe Ülker: 100 – Cibona Zagreb: 70 / Bir Maçtan Daha Ötesi

| Filed under Basketbol Hayat Spor

Bu hafta Çarşamba günü, 1 Aralık’ta Fenerbahçe’mizin, Euroleague 7. Hafta maçını izlemek için yollardaydık. Gerçekten çok keyif aldık çok morallendik, takımımızı da sonuna kadar destekledik, onlar çoştu biz de çoştuk.

Hiçbir şekilde teknik detaylara, oyun sistemine, tarzına, rotasyona bir şey söylemek istemiyorum. Bu maçı özel ve ayrıca yazmak istememin 2 nedeni var:

Neden 1: Biliyorsunuz, zaten ülkemizde aslında bütün branşlar için geçerli olan bir seyirci bir taraftar sıkıntısı var. Bu daha çok evinde, uzaktan destekleyenler değil, statlara, salonlara gelen, takımlarını yerinde destekleyen seyirci eksikliği. Bunun tabii ki de birçok nedenleri var ve benim gözümde en önemlileri, ekonomik güç, zaman ve ulaşım. Maalesef son 2’sine kolay kolay çözüm bulamayacağız gibi. 1.’si ise göreceli olduğu için ona pek değinmem mümkün değil. Ama bilet fiyatlarının biraz aşağı şekilmesi durumunda, futbol maçlarının seyircisinin artacağına inanıyorum gönülden.

(more…)

Bu yazı toplamda 6416, bugün ise 2 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 2

Spor Aktiviteleri – Maraton Antrenmanı

| Filed under Spor

Maalesef bu sefer pek olumlu bir haberim yok. Hem Spor Aktivitileri hem de Maraton Antrenmanı için pek hatta neredeyse hiç gelişme olmadı Eylül ayında. Zaten aylardır devam eden el bilek rahatsızlığından ötürü birçok spordan uzak kalmış durumdayım. Ben de zaten hal böyle olunca daha Temmuz ayından itibaren maratona hazırlanmaya başlamıştım. Bayağı da tempolu ve programa uygun bir şekilde çalışmalarımı devam ettiriyordum. Ama spor dilinde arka adele çekmesi olarak nitelendirebileceğimiz bir sakatlık sonrası pistlerden uzak kaldım. Kendi kendime bacağımı dinlendirmeye çalıştım ama tekrardan antrenmanlara başlayabilmemi mümkün kılacak seviyeye gelemedim. Ramazan bayramı öncesinde doktora görünüp en azından bu tedavi sürecini kısaltmanın yollarını aradım. Sakatlığın derecesinin ileri olmadığını düşünerek yine dinlendirme, kas gevşetici / doku onarıcı sprey ve bandaj ile tedaviye devam etme kararı aldık.

Bu şekilde yaklaşık 2 – 3 hafta geçirdim. Ama yine de tam olarak gücümü kazanamadım. Üzerinden 1 – 2 hafta geçtikten sonra ki o da bugünlere denk geliyor, yavaş yavaş antrenmanlara başlayabileceğimi hissediyorum. Ama bu sefer de şöyle bir sıkıntı var. Maratonun kendisi ayın 17’sinde, sadece birkaç gün uzaklıkta. Yani maalesef bu sene daha aylar öncesinde heveslenip kendimi de gaza getirdiğim Avrasya Maratonu’nda istediğim dereceyi elde edemeyeceğim. Hatta katılıp tamamlayabilirsem kendimi şanslı sayacağım.

Maraton sonrasında tekrar görüşmek üzere…

Bu arada maraton için yaptığım antrenmanları gün gün kaydetmeye başladığım takvimi de paylaşmak istiyorum. Yukarıdaki bahsettiğim olumsuzluklardan ötürü devamını getiremediğim antrenman programıma buradan ulaşabilirsiniz. Maraton Antrenmanları ‘Training Session’ linklerine tıklarsanız, o güne özel antrenman detaylarını da görebilirsiniz.

Herkese sağlık dolu günler ve yağmursuz bir Avrasya Maratonu!

Bu yazı toplamda 4563, bugün ise 2 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 1

32. Avrasya Maratonu – 2010

| Filed under Spor

Hemen en başından söyleyeyim, Maraton 17 Ekim’de. Lütfen kaçırdık mı ya da bu hafta sonu mu gibi düşünmeyin. Önümüzde 6 haftalık bir süreç var. Daha önceleri 2004 ve 2007’de katılmışlığım var esasen. Ama bu iki katılımda da halk koşusunu tercih ettiğim ve o da her ne piknik yapma seviyesine gelmese de arkadaşlarla daha çok fotoğraf çekelim, köprüyü yürüyerek geçelim niyetindeydik. Bu sene biraz farklı olsun istedim ve daha Temmuz ayından Maraton ile ilgili detayları incelemeye başladım, tarihi öğrendim, parkuru inceledim ve kararımı verdim. Bu sene 15 KM için yarışılacak!

Aslında 8 km. uzunluğunda olan halk koşusunun da çipli koşulma şansı varmış ama yine de kendime güzel bir macera, yeni bir heyecan olması ve kendimi hem mental hem de fiziken zorlayıp sınayabilmem adına böyle bir karar verdim. Bu arada çip ne diye merak ederseniz, yarıştan önce ayakkabınıza iliştirdiğiniz ve yarış boyunca ve sonunda sizin zamanınızı ölçen ufak bir aygıt olduğunu da belirteyim.

15 km.’lik mesafe asıl maraton mesafesinden hayli kısa da olsa, öyle How I Met Your Mother‘da Barney‘nin yaptığı gibi, ‘He‘ diyince koşulabilen bir mesafe değil. Ki Barney, 15 km. değil New York Maratonu’nun tamamını koşuyordu. Ben de tabii bunun için koşu antrenmanlarımı ciddileştirmeye, arttırmaya ve uzatmaya başladım Ağustos ayıyla beraber. Antrenman programlarımı ve sürelerimi elimden geldiğince atlamadan Google Calendar’a kaydediyorum itinayla. Onları da yakın zamanda paylaşmayı düşünüyorum.

Siz de erkenden kayıt olmak ve erken kayıt avantajından yararlanmak isterseniz -ve hakikaten erken kayıt indirimi var- buradaki linki ziyaret ediniz -> http://www.istanbulmarathon.org/Kayit.aspx Ben ettim kaydımı tamamladım, hatta üzerine koşacağım göğüs numarasını bile aldım. 6875 göğüs numarasıyla koşuyor olacağım bir aksilik olmazsa.

Koşu parkuru detayları için buraya, her ne kadar çok ilgim, pardon daha doğrusu iddiam olmasa da ödüller için de buraya lütfen. Dağıtılan ödül toplam 1,000,000$‘a kadar çıkabilirmiş ama bunun için çok fazla iyi derece hatta Dünya Rekoru falan olması gerekiyor. Ki bu da pek mümkün değil zira Avrasya Maratonu, özellikle dünyaca ünlü New York, Rotterdam ve Berlin Maratonlarının gerisinde ve böyle olunca da katılan sporcu profili de değişiklik gösteriyor haliyle. Belki bir gün Haile Gebrselassie de katılır Avrasya Maratonu‘na belli mi olur? Kendisini tanımayanlar için kısa not: Maratonda şu anki Dünya rekortmeni, 10,000 m.’de 4 defa Dünya, 2 defa Olimpiyat şampiyonu bir isim.

Koşmayı, katılmayı düşünenler, yorumları, tavsiyeleri olanlar bir yorum bıraksın lütfen. Gerçekten ilgi ve heyecanla bu başlıktaki muhabbetleri bekliyorum.

Bu yazı toplamda 3865, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 1

Spor Aktiviteleri – Temmuz 2010

| Filed under Hayat Spor

Maalesef burada yazabileceğim Temmuz ayı için kayıda değer bir aktivite olmadı. Tabii ki koşuların ve bazı temel karın egzersizlerinin dışında. Bunun nedeni de sağ el bileğimde oluşan bir problemdi. Belirli bir darbe veya zorlama olmadan bu tip bir rahatsızlık tabii ki olabiliyor ama sadece uzun süreler klavye ve fare kullanımdan dolayı. Bir nevi meslek hastalığı da denilebilir.

Kötü olan Eylül ayının gelip de rahatsızlığın iyileşmemesi oldu. Ama kararlıyım ve tedavi üzerinde yoğunlaşıp ısrarımı devam ettiriceğim. Diğer türlü bilek kendinde değilken birçok sporu ve hatta sporun yanında temel bazı ev işlerini bile yerine getirmek hayli zor oluyor. Umarım bu ay şansım yaver gider ve bunu yenmeyi başarabilirim. 🙂

Bu yazı toplamda 3831, bugün ise 1 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 2