Bir dönemin daha sonuna geldik. Finaller dün sona erdi. Artık takvimimde bol bol basket ve tabii ki NBA finalleri var. Tabii bunlardan önce finaller süresince yaptıklarımdan biraz bahsedeyim.
Bu dönem aslında proje yönünden beklediğim kadar yoğun geçmedi. Daha ziyade ödevler vardı, onlar da genelde teorik bilgi üzerineydi ve neredeyse doğru dürüst kod yazamadan dönemi kapatmış olduk. Bu proje ve ödevler içinde belki de en önemli olanı “Yazılım Mühendisliği” (Software Engineering) dersi ve yıl sonu puanının %45’ini oluşturan dönem projesiydi. Proje “Robocode” üzerineydi. -di’li, geçmiş zaman kullanmak hoşuma gitti. Bazı şeylerin bittiğini, geride kaldığını daha bir belli ediyor sanki.- Robocode JAVA kullanılarak yazılmış bir platform, daha ziyade bir oyun aslında. Bir savaş alanı içinde belli sayıda savaş robotu (tankı) birbiriyle savaşıyor ve çeşitli kategorilerden aldıkları puanlar neticesinde galip belli oluyor. Biz de bu proje çerçevesinde kendi takımımızı oluşturup kendi robotlarımızı yazdık ve “Robolig”de diğer takımlarla karşılaştırdık/kapıştırdık. Sonuçta aldığımız netice itibariyle yıl sonu notumuza bir ilave yapmış olduk.
Şimdi geleyim sunuma. Bu Robolig’ten önce, herkes, bütün proje grupları, projelerini 5 dakikalık sunumlarla anlatacakları. Sunum puanlandırmasında “Giyim” de kayde değer bir yere sahipti, bu nedenle yine bir takımlı (takım elbiseli) -erkekler ağırlıkta olduğu için herhalde, direk olarak takım elbiseli deniliyordu- sunumla karşı karşıyaydık. Zaman sınırlaması olduğu için, sade, basit bir sunum hazırlamayı tercih ettik. Gece boyunca sunum tekniği, söylenecek sözler ve tabii ezber çalışıldı. Birkaç saat içinde her şey yerine oturmaya başlamıştı. Sunuma ilk önce ben başlayıp giriş yapacak ve ilk robotu tanıtacaktım, İzmail de diğer iki robotu anlatıp sunumu noktalandıracaktı.
Sunum sabahında herkes “takımlarını” giymiş, sırasını beklemeye başlamıştı. Derken sunumlar başladı. İngilizce olarak yapılmasına karşın, daha önceden ekonomi derslerinde de 2 kere aynı şey başımıza geldiğinden artık biraz tecrübeli sayılırdık. :p Sıra bize geldiğinde daha önceden planladığımız gibi başladık ve büyük bir aksilik olmadan da bitirmeyi başardık.

Sanırım her sunum, iyi bir şekilde noktalandığında insana bir özgüven kazandırıyor. Bu da, bir şeyler biliyorum ve insanlar bunları öğrenmek için beni dinliyor, gibi bir temele dayanıyor herhalde. Şans bu ya, tam bu sunumdan birkaç gün sonra tesadüfen, bir blogda sunumlarla ilgili bir yazıya denk geldim. Başarılı bir sunumun anahtarlarını anlatan bu yazı en sonda bu işin erbaplarından bahsediyor ve bunu birkaç linkle örnekliyordu. Tabii hemen indirip izledim. Sxip Identity’nin kurucusu, CEO’su ve yönetim kurulu üyesi Dick Hardt’ın 2005 O’Reilly Open Source Convention’da Identity 2.0 üzerine yaptığı sunum gerçekten diğerlerinden farklı ve şu ana kadar görmediğim bir stilde, tarzda yapılmıştı. Sunumu merak edenler için Dick Hardt – OSCON 2005 (wmv formatında 23.18 MB) Biraz da Identity 2.0’dan bahsedeyim. Amacı, bir çevrimiçi/internet kimliği yaratmak, gerçek hayatta kim olduğunu internette de belirtip kanıtlayabilmek. Bunu yaparken de site/kurum merkezli bir yapı yerine daha ziyade birey merkezli bir yapı oluşturmak. Örneğin, Yahoo, Flickr gibi sitelere tek tek üye olmak yerine, Identity 2.0’ı destekleyen bir hesabınız olması ve bu hesaptan yine Yahoo, Flickr gibi hizmet sağlayıcılarından direk olarak faydalanma hakkına sahip olmak. Fikir güzel, Microsoft da bunun gibi mantıkla “Password” uygulamasını hazırlamıştı. Bakalım bu teknoloji ne kadar yaygınlaşabilecek? Her şeyi zaman gösterecek…
Bu yazı toplamda 4822, bugün ise 1 kez görüntülenmiş.
Mayamim, Detroit deplamanında verdiği molayı fazla uzatmadı ve yine “Beyaz Geceler”in birinde seriye noktayı koydu. 4 – 2. Detroit’in Cavs serisinde çok zorlanıp seriyi de anca 4 – 3 geçmesine rağmen, yine de otoritelerin çoğu Detroiti favori gösteriyordu. Ama sonuç maalesef (?!) öyle olmadı. Son maçta, Shaq’ın üstün konsantresi, 14’te 12’lik saha içi isabeti, 5 bloğu, Wade’in grip olmasına karşın yaptığı 10 assiste J-Will’in kendini aşarak ulaştığı 12’de 10’luk şut yüzdesi de eklenince, maç ve de seri Miami’ye geldi.
Flash, Diesel, Tonie, White Chocolate, the Glove, Zo ve Miami’nin beyaz akşamları. Seri otoriterilerin hiçbirinin tahmin etmediği şekilde Miami lehine 3 – 1’e geldi. Miami tarafı, taraftarları haricinde herkes şaşkın, Detroit istediği taktirde istediği maçı kazanır diyenler hayretler içerisinde. Ama Miami’m bunu başardı. Wade ve Shaq önderliğinde seriyi 3-1’e taşımayı başardı. 1 haftalık dinlenmenin takıma son derece olumlu yansıdığı ortada, Shaq faul problemine girmiyor, Wade %70’lere varan bir şut yüzdesiyle oynuyor. Şu ana kadar her şey olumlu, her şey pozitif. İşler böyle giderse, 4 – 1 ya da 4 – 2 bu seriyi alırız. Detroit cephesinde ise beklenilmeyen olaylar cereyan etmeye devam ediyor. En uyumlu, birbirini en iyi tanıyan takıma, ilk 5’e sahip denilen Detroit’te kazanlar kaynamaya başladı. Maç öncesinde Sheed’i ne kadar normal karşılasam da, Prince ve Big Ben gibi sessiz sakin, işine bakan oyuncuların da koçları Saunders hakkında olumsuz görüşler beyan etmeleri hiç de hayıra alamet değil. Maçı izlerken de bunu fark edebiliyorsunuz. Detroit’te, bu takımda bir şeyler eksik diyorsunuz. Normal sezondaki gibi değil takım. Takım ruhu mu, kazanma hırsı mı? Nasıl adlandırılır bilemiyorum ama bir yerlerde bir sorun olduğu belli. Üstüne üstlük de Wade ve Shaq bu kadar formdayken, Detroit’in tur şansı giderek azalıyor. Şimdi yine bıçak kemiğe dayandı. Son iki üç senedir, geçen seneki final serisinin 7. maçı haricinde çekirgenin performansı dudak ısırtıcıydı. Bakalım bu seferki performansı nasıl olacak. Sıradaki maç da kendi sahalarında, bunu bir itici güce çevirebilirlerse, belki yine zıplayabilirler. Ama seriyi geçmek için yetecek kadar bir zıplama olur mu? Pek sanmıyorum.
olursak, Dallas’ın NBA finallerine çıkmaması için fazla bir neden göremiyorum. Beni bu seride asıl şaşırtan ise, Phoenix’in bu kadar direnip seriyi 2-2’ye getirmeyi başarması oldu. Uzunsuz bir takim, Amare yok, Kurt yok, Raja 2 maç oynamadı, bunlara rağmen bu direnişi gösterebiliyorlar. Helal olsun! Bir de bu oyuncuların tam verimle oynayabildiklerini, maçlara tam kadro çıktıklarında olabilecekleri pek hayal edemiyorum. İnşallah seneye hepsi sağlıklı olur da, bunu da tecrübe etme şansını da yakalarız…