buyruk | net

to Infinity and Beyond!

Erasmus Nedir? Yenir mi Yutulur mu?

| Filed under Erasmus

Erasmus, şahsen kendisiyle olan ilgim alakam, sanırım sadece bir sene öncesine kadar dayanıyor. Onu da bu programla değişim öğrencisi olarak diğer ülkelere yolcu olan arkadaşların arkadaşlarından –dıdısının dıdısının dıdısı- duymam oldukça olası. Efendim, konumuza gelecek olursak, Erasmus genel bilindiği üzere bir öğrenci değişim programı. Asıl adı “Socrates Erasmus” olarak geçse de, sanırım beni ve çevremdekileri daha çok yüksek öğrenim çatısı altına giren programlar ilgilendirdiği için genelde Erasmus adı telaffuz edilir olmuş, böyle hafızalarda yer edivermiştir. Biraz daha açacak olursak, Avrupa Birliği’nin Avrupalı yüksek öğrenim kurumlarının birbirleri ile daha samimi ilişkiler kurmaları, koklaşıp yakınlaşmaları için bünyesinde bulundurduğu bir programdır. Efendim, Türkiye AB’de değil ki, sen bize neyden bahsediyorsun falan diyecekseniz haklısınız, AB sınırları içerisinde değiliz ama biz de programa dahil olmuşuz bir şekilde, üzümünü yiyin bağını sormayın. (: Peki bu Erasmus ismi nereden gelmiştir, niye böylesine nadide bir programa bu isim verilmiştir? Bu noktada da cevabım: Desiderius Erasmus. Şahsımız, Rönesans ile birlikte ortaya çıkan Hümanizm akımının yaratıcılarından ve Ortaçağ’daki en önemli temsilcilerinden biri olarak tanınmaktadır. 1466’da Hollanda Rotterdam’da doğan filozofumuz, yaşama 1536 yılında gözlerini yummuştur. Deliliğe Övgü en çok tanınan eseridir. Yaşamı boyunca Avrupa’yı dolaşmış, dönemin Hristiyanlık anlayışına karşı çıkmış, İncil’i anadilinden tekrar tercüme etmiştir. En büyük gayesi, Avrupa’nın ortak bir sanat ve bilim anlayışı çatısı altında birleşmesiydi. Bu doğrultuda Avrupa üzerinde gezmedik fazla yer bırakmamış, konakladığı yerlerde halkla konuşup fikirlerini anlatmıştır. Hatta öylesine çok gezmiştir ki, AB’nin bu programına isim babası olmuştur. Benim de ilk olarak ismine bir felsefe kitabında rastlayıp acaba tesadüf mü yoksa gerçekten de bir bağlantısı mı var diye düşündüğüm sonrasında bir iki ufak araştırma sonunda durumun akıbetini kavradığım bir zattır kendisi. Kendisini buradan kutluyor, böylesine bir programa isminin verilme kararını da takdirle karşılıyorum. Herkese şak şak şak….

Bu yazı toplamda 11671, bugün ise 1 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 3

Bu Arabada Dünyanın En Pahalı Benzini Kullanılmaktadır!

| Filed under Hayat

Çok sevgili mp3 çalarım son 3, 4 aydır ses çıkarma tenezzülünde bulunmuyor artık. Bayağıdır okul yolunda, otobüste, vapurda da sessiz sessiz oturuyorum hal böyle olunca. Sonra yine çok sevgili ev sahibimin “ricasıyla” evimi boşaltıp arkadaşımın yanına taşınmamla, bir zamanlar kullandığım antika radyomu yeniden hatırlayıverdim. Gel zaman git zaman derken, bir akşam iş dönüşü Sivrisinek’in sesiyle(?!) irkildim. Kendisine lisedeyken, okul servisinde birkaç kere denk gelmiştim. Hemen hatıralarım canlandı. :p Keyifle programı sonuna kadar (19.00) dinledim. Sonraki gün bu sefer işe giderken sabah da açtım radyoyu, yine Nihat karşımda ama bu sefer sineksiz. (: Hafta içi her gün hem sabah hem de akşam olmak üzere Nihat mikrofonun karşısındaki yerini alıyormuş. Yayın saatleri de tam olarak işe gidiş ve dönüş saatlerime denk gelince, ben de Nihat müdavimleri arasındaki yerimi aldım. Her ne kadar bazı internet sitelerinden az biraz da olsa takip etmeye çalışsam da televizyon izlemeyip gazeteleri de takip etmeyince gündemden, güncel konulardan uzak kalıyordum. Dum evet, artık değilim. Nihat’la takip ediyorum gündemi. Böyle eğlenceli geçen birkaç günün ardından radyomu sabah normalden daha erken bir saatte açtım sanırım. 08.00’dan biraz önceydi. Bir iki dakika sonra bir süredir gelenekselleşen ama benim haberimin bile olmadığı kornalı, 4’lülü protestoya tanık oldum. Dünyanın en büyük petrol boru hatlarından biri ülkemizden geçtiği halde dünyanın en pahalı benzinini tüketiyor olmamız 1 dakika süreyle saat tam 08.00’de protesto ediliyordu. Ama bu en pahalılar listesi biraz kabarık, sadece benzinle sınırlı değil her neyse ki. Dünyanın en pahalı internetini, cep telefon vergisini, en pahalı 5 doğalgazından birini, Avrupa’nın en pahalı birkaç elektriğinden birini tüketiyoruz. Yıllık gelirde Avrupa’nın hatta dünyanın en düşük ortalamalarından birine sahip olmamıza rağmen, bunca şeyi bu kadar pahalıya alıyor, kullanıyor ve sesimizi, gıkımızı kesinlikle çıkarmıyoruz. Galiba herkes halinden memnun. Neyse, diyeceğim şudur ki sabahın 08’inde sebepsiz yere korna çalan veya dörtlülerini yakmış arabalar görürseniz şaşırmayın, kazlar arasından sıyrılmaya çalışıyorlar onlar. Bir de arabasının arkasında “Bu Arabada Dünyanın En Pahalı Benzini Kullanılmaktadır!” yazısı yazan bir araba görürseniz gidip “Abi, sen nereden alıyorsun benzini?” demeyin, o da hepimiz gibi Türkiye’den alıyor benzinini…

Bu yazı toplamda 5042, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 4

İstanbul’da Öğrenci Olmak

| Filed under Hayat

Topu topu birkaç girdisi olan blogum, son zamanlarda iyice yalnız kaldı/kaldırıldı. Sebep: İstanbul’da öğrenci olmak. İstanbul’da öğrenciysen, her ne kadar kiranı zamanında yatırsan, aidatını, faturanı zamanında ödesen de genelde ev sahipleri tarafından insan yerine konulup ona göre davranılmıyorsun maalesef. Ev sahipleri siz evde otururken, kiranızı tıkır tıkır öderken, evi satışa çıkarıp alakasız saatlerde eve müşteri getirmek isteyebiliyor. Tabii ki bazen kendilerine göre nedenleri olabiliyor, belki de gayet geçerli sebepler ama işte madalyonun hep diğer tarafında olduğumuz için bize öyle gelmiyor. Sonunda böyle bir ev sahibine denk geldik. Şunun şurasında 1.5 ay daha kalıp çıkacaktım ama yok. Ben de OrçMan arkadaşımın yanına yüzsüzce yamanmaktan kendimi alamadım. Böylece ev macerasına geçiçi olarak noktayı koymuş oldum. -daha güzeli noktalı virgül diyelim biz ona-

Tabii öğrenci olmanın sağladığı yararlar da yok değil. Bunların başında tabii ki Akbil geliyor. Her ne kadar sayın mimar başkanımız görev başına geçtiğinden beri hiç aksatmadan her sene birim ücretlere zam yapmayı unutmasa da sivil tarifeye gore hâlâ oldukça avantajlı. Bir de son zamanlarca iyice aşina olduğumuz “öğrenci indirimi” kavramı mevcut. Bazı müesseseler öğrencileri hiç sallamasa da, çoğu yerde öğrenci olmanın faydasını görebiliyorsunuz.

Öyle veya böyle, öğrenci olmak, İstanbul’da öğrenci olmak, yorucu ve aralıksız iş hayatına başlamadan yaşanması/yapılması gerekenler listesinde öncelikli maddeler içerisinde yer alıyor. Gezilecek tarihi yerlerin, eğlenilecek kulüplerin, diskoların, kafelerin bolluğu, denizi, boğazı, balık ekmeği, kumpiri, dondurması, dürümü hepsi takdir edilesi. Test edildi, onaylandı. Tavsiye edilir!

Bu yazı toplamda 9467, bugün ise 1 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 4

Şampiyon Miami, En Büyük Miami

| Filed under Basketbol

Ve sonunda geldik sezonun sonuna. Tahmin edebileceğim, isteyeceğim, en güzel sonuçla bitti sezon. Mayamim ŞAMPİYON, Wade de Finallerin En Değerli Oyuncusu oldu. Bu senaryoyu sene başından beri kafamda oluşturmuş, sene boyunca da maçları bu hayalle takip etmiştim. Hatta David Stern’in Wade’e Finallerin En Değerli Oyuncusu ödülünü vereceği zamanki konuşmasını bile hazırlamıştım çoktan, ki kendisi tahmin ettiğimden de kısa bir konuşma yaptı. (: NBA ile ilgilenen arkadaşlarımın çoğu, hatta hepsi toz pembe bulutlar içinde yaşadığımı, şöyle bir kalkıp silkinerek gerçeğe dönmemi tembihliyorlardı. Hatta sadece arkadaşlarım değil, Murat Kosova’sından, Kaan Kural’ına kadar takip edebildiğim herkes. Sadece Murat Murathanoğlu, biraz da Shaq’ı fazla sevdiğinden olsa gerek, faul problemi yaşanmazsa, sakatlık olmazsa gibi birkaç koşulun sağlanması durumunda Miami’nin bir şansı olabileceğini ifade ediyordu. Geçen seneki gibi sakatlık mağduru olmadık, sadece ufak tefek, bir iki maçlık küçük sakatlıklar atlattı takım. Ama tabii Shaq’ın playoff boyunca faul problemine girmeden maçları tamamlamasını düşünmek de gayet gereksiz ve saçma olur du ki, Shaq da zaten bizi yanıltmadı. Takip edebildiğim kadarıyla kariyerinin en kötü playoff maçı da bu seriye dahil olmak üzere, kariyerinin en kötü playoff’unu geçirmesine, çoğu maç 30 dakikanın altında süre almasına rağmen, Wade’in olağanüstü oyunuyla şampiyonluğa uzanmasını bildi Mayamim. Hatta sadece NBA şampiyonu olmakla kalmadı, NCAA’de Florida şampiyonluk kupasına uzanırken, Heat Kızları da NBA’in en iyi dans grubu seçilmeyi başardı.

3 haftalık bir aranın ardından, sıra draftlara geldi. Liseden oyuncuların direk olarak NBA’e gelmesini engelleyen yeni kuralların da katkısıyla bu seneki draftın son senelere oranla daha “dar” olması bekleniyordu, öyle de oldu. Benetton Trevisolu İtalyan Andre Bargnani, NBA draftında ilk sıradan seçilen ilk Avrupalı olma ünvanını elde ediyor ve Toronto Raptors’ın bu seneki planlarında -ki bunlara “Colengelo Planları” adını da verebiliriz- şimdiden yerini ayırtıyordu. Miami ise draft haklarını geçmişte yapmış olduğu takaslarla dağıttı için, 2 turda da oyuncu seç(e)medi. Kendimizi Zo’nun bu sene de takımdaki yerini alacağını açıklaması ve Wayne Simien’in Yaz Ligi’ndeki başarılı performans haberleriyle avuttuk.

Takaslarda ise Şampiyonluk yarışını etkileyecek cinste herhangi bir takas olmadı. Buna rağmen Big Ben’in önümüzdeki sene bir boğa olacak olması; Detroit Pistonlarının sembolü, takımın saha içindeki lideri, ateşleyicisi olmasına rağmen böyle bir kararın alınması oldukça şaşırtıcıydı. Bununla birlikte ses getiren diğer bir haber de serbest oyuncu olan Predrag Stojakovic’in New Orleans yolunu tutmasıydı. Bu sene sakatlıklarla boğuşmaktan eski formunun yanına yaklaşamayan Peja, köreldiği, eskisi gibi olamayacağı yolundaki iddiaları bir “Eşek arısı” olarak yalanlamaya çalışacak.

Şimdilik aktaracaklarım bu kadar efendim, yeni gelişmelerle tekrar beraber olmak dileğiyle. Buyruk Utku Alparslan, buyruk.net, İstanbul

Bu yazı toplamda 3901, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 0

2006 Almanya Dünya Kupası

| Filed under Futbol

Futbolun en büyük organizasyonu, gelen turistler, yapılan hazırlıklar, alınan önlemler, tam bir karnavalı. Ama galiba bu sene karnavalın futbol kısmı eksik kalmış. Finallerim nedeniyle maçları sağlıklı bir şekilde takip edemesem de gördüklerim, okuduklarımdan edindiğim izlenim maalesef bu yönde. Her kupaya/organizasyona favori olarak gelen İngiltere, Fransa gibi takımların yine hayal kırıklığı yaratmaları, İspanya – Ukrayna, Almanya – Kosta Rika maçları haricinde bol gollü geçen bir maç olmaması, takımların daha çok defansif oyun düzenleriyle sahaya çıkmaları ya da hücum futbolunu becerememeleri göz zevkini hep olumsuz yönde etkileyen faktörler oldu. Kalite olarak İtalya – Gana maçı fena değildi. Hücumda genelde kısır kalan İtalya 2 gol bulmayı başardı. Böyle giderse, ki bu turnuvaya kadar pek böyle olmadı, yarı final ya da final yapabilirler. Brezilya zaten “doğal” favori. Arjantin, İspanya, Portekiz de futbollarıyla olabilecek dedirten takımlar oldular. Zaman ilerleyip maçlar oynandıkça sanırım favoriler daha da netleşecek…

 

World Cup Map
     

Bu yazı toplamda 4705, bugün ise 2 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 3