buyruk | net

to Infinity and Beyond!

İtalya Macerası: 3. Gün: Venedik, Rimini

| Filed under Avrupa Erasmus Hayat Seyahat Yurt Dışı

Fırat ve Erol arabaya geleceklerdi, eşyalarını getirmek için, bu nedenle ben de kalkacağım saate fazla dikkat etmedim açıkçası. Sonrasında birkaç kez uyuyup tekrar uykuya daldıktan sonra, sanırım en son saat 10 civarlarıydı, yeter diyerek doğruldum. İnsanın üstünde bu kadar elbiseyle uyumasının pek de haz verici, rahat bir durum olmadığını bir kez daha idrak etmiş oldum böylece. Daha eşyaları asıl yerlerine koyup ortalığı (!?) toparlarken zaten Erol ile Fırat da göründü. Onlar da eşyalarını yerleştirdikten, biraz abur cubur bir şeyler atıştırdıktan sonra tekrar düştük yollara.

Dün denk geldiğimiz, üniversite’ye gittik yine, burası bu turistik şehirdeki “WC„ mekanımız olmuştu. 😀 Elimizdeki fotoğraf makinaları olması, alakasız yerlerin fotoğraflarını çekmemize rağmen bazen görevli olduğu düşündüğümüz insanlar gelip İtalyanca bir şeyler söyleyip gidiyorlardı. Sanırım fotoğraf yasak falan diyorlardı. “He” diyip devam ettik.

Harita işaretlenen ama dün gidemediğimiz yerlere öncelik verdik tabii. Sonra kendimize ufak bir yapılacaklar listesi çıkardık. Venedik’i bunları yapmadan terk etmek istemiyoruz gibilerinden. Tabii bir gondol/tekneye binip bir kanal turu yapmak önceliğini en yüksek olanıydı. Almak istediğimiz hediyeler için de uygun bir yer bulup bir şeyler almak lazımdı. Venedik’in pazarına geldik, tam bu duygularımızın kabardığı sırada. Gerçekten de diğer dükkanlara oranla uygun fiyatla hediyeler bulabiliyordunuz burada. Bu şansı değerlendirdik.

Haritamızın yardımıyla kanalda sefer yapan tekne duraklarının birinin yolunu tuttuk. Fiyat da uygun sayılırdı, hemen teknemizi beklemeye başladık, videolar için kameralar çoktan hazırdı. Aynı seferi 2 kere yapıp bir “ring” sefere tamamlamış olduk. Bolca video çekildi, kanallar boyunca. Güzel şehir be Venedik!

Sonrasında ziyaret etmek istediğimiz 2 yer kalmıştı. Biri yahudilerin eskiden yaşamalarının zorunlu kılındığı bir mahalle, bir de eski Türk tüccarların uğrak mekanı olan limanımsı bir yer. Yahudi mahallesinde hâlâ yaşayan Yahudiler vardı, tabii ki diğer mahallelere oranla daha bir içine kapanık, daha bir kendi hallerindeydiler. Türk mekanı, sıradaki yerimizdi. Pek bir şey kalmamıştı orada maalesef. Kendi başına duruyordu, ne bir insan ne de bir hareket vardı. Fotoğraflarımızı çekip yine yolumuza koyulduk, hava yine kararmaya başlamıştı. Kanalda çektiğim videolar sayesinde benim kart tamamen dolmuştu neredeyse. Bunları boşaltmamız gerekecekti.

Böyle dolaşırken bir internet kafeye denk geldik. Ama bağlantı kablom yanımda olmadığı için bir şey aktaramadık maalesef. Sadece e-postalarımızı kontrol edip bir iki yeni gelişme var mı, ona bakabildik. İtalya’daki kafelerin ilginç bir yanı da, bilgisayarlardan birini kullanmak istediğinizde, işletmeci, sizin kimliğinizi istiyor ve onun bir fotokopisini çekiyor. Neden diye sorunca da, „This is laawwww“ cevabını alıyorduk. Yasalar böylemiş efendim. İtalya biraz paranoyaklaşmış gibimize geldi, 5 dakika bilgisayar bile kullandırmıyorlar, otelde kapıdan içeriye geçirmiyorlar, her şeyde kimlik isteyip fotokopisini çekiyorlar. Tuhaf!!!

İnternet kafeye de uğradıktan sona Venedik ile ilgili görevlerimizi tamamlamış oluyorduk. (: Önümüzde Rimini vardı artık. Tekrardan otoparkın yolunu tuttuk, eşyaları yerleştirdikten sonra, Carmen’dan aldığım İtalya haritasına bir kez daha başvurduk. Az buçuk hangi yönde, hangi yollardan gideceğimizi kestirdikten sonra çıktık yola. Hava zaten kararmıştı, pek yağmur yoktu artık. Tekrar ilk günkü golü yemek istemiyorduk açıkçası. Yolda Liddle marketini görünce hemen durduk. Birkaç gündür, Venedik’te ufak bir büfe bile göremedikten sonra, bize iyi gelecekti burası. Artık böylece suya da boşuna para yüksek fiyat ödemiş olmayacaktık. Su, meyve suyu, meyve, biraz da yiyecek bir şeyler alıp tekrar yola koyulduk. Venedik’te tabana vuran ekonomilerimizi tekrardan toprağın üzerine çıkarmak için şans yaratmak zorundaydık. Birkaç öğünü bu şekilde geçiştirince, az da olsa yetecekti bu aşamada.

Rimini’ye vardık. Daha önceden zeytinyağı reklamlarından tanıdığımız bu şehri, şimdi gözlerimizle görüyorduk. İlk izlenimimiz beklediğimizden büyük bir şehir olmasıydı. Arabayla biraz dolaştıktan uygun bir park yeri aradıktan sonra yine beleş olduğunu tahmin ettiğimiz şehir merkezine de yakın bir yerde bıraktık arabayı. Hemencecik, ilk geçiştirme öğünümüzü orada yapıverdik. Sandviç, meyve suyu, su derken, 15, 20 dakika içinde şehri dolaşmaya hazırdık.

Az önce dediğim gibi, şehrin içine doğru girdikçe, gerçekten de beklediğimizden daha büyük bir şehir olduğunu tekrar tekrar anlıyorduk. Hafta içi olmasına rağmen sokaklarda bir insan kalabalığı vardı denilebilirdi rahatlıkla. Hmm, belki de günün 14 şubat olmasıyla yakından ilgisi olabilir. Bu soruyu, konuyla yakından ilgisi olan Fırat & Erol ikilisine havale edip kaldığım yerden devam edeyim.

Sokakları, dükkanları, ışıklı bir yapısıyla, benim gözde yerlerimden birisi oluyordu bir anda Rimini. Uçaktan indiğimiz andan itibaren bizi şaşırtmaya, ağzımızı açık bırakmaya devam eden İtalyan kızları burada da performanslarını sürdürüyordu. Hem çekici, bakımlıydılar, hem de erkeklere oranlara sayıları çoktu. Daha ne isteyelim diyerek, soru sormayı bırakıp ortamın tadını çıkartmaya devam ettik.

Birkaç saat dolaştıktan sonra, artık burası da bitti sanırsak diyerekten tekrar düştük yollara. Hedefimiz yeni bir ülkeydi şimdi. San Marino. Ne kadar büyük bir hedef. (: Rimini’nin bile İtalya’da mı yoksa San Marino’da mı olduğundan emin değildik ama araba plakalarından anladığımız kadarıyla İtalya olmalıydı.

San Marino gerçekten oldukça küçük bir ülke. Wikipedia’ya da başvurulduğunda, nüfus sıralamasından Monaco ve Liechtenstein’dan hemen sonra geliyor. Yaklaşık 28.000. Bu şehir (San Marino City) ya da bu ülke (San Marino) mı demeliyim bilemiyorum, yüksekçe bir dağın tepesine kurulmuş, surlar içinde. Hâlâ kale ayakta ve sapasağlam. Uzaktan bu sahneyi görünce deklanşöre basmaya başlamıştık. Dağın eteklerinden, dorukta yükselen ışıltılı kaleyi kaçırmak olmazdı.

En son birkaç km kalmıştı ki. Saat de iyice ilerlemişti, biz de epeyce yorgunduk, bu halle gezmeyecektik şehri. Her ne kadar küçük olsa da saygımız sonsuzdu. (: Otopark parasından yine kaytarmak için, yolun kenarından nispeten uygun bir yer bulup bu gecelik mekanımızı belirlemiş olduk. Artık iyice tecrübelenmiştim. Etrafımız, 4 bir yanımız açıkta olduğundan sabaha karşı hava iyice soğuyacaktı. Bu da normalden birkaç kat fazla elbise/çorap demek oluyordu. Bu tedbirleri aldıktan sonra gözümüz bu sefer farklı bir ülkede açmak üzere uykuya daldık.

Bu yazı toplamda 5527, bugün ise 1 kez görüntülenmiş.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *