buyruk | net

to Infinity and Beyond!

Big Glass of Wine vs. Large Glass of Wine

| Filed under Hayat Yurt Dışı

İyi, güzel geldim bu İngilizler diyarına, o kadar da biliyorum, konuşuyorum dillerini diye kendime güven tazelemesi yapıyorum ama olmadık yerlerde olmadık şeyler çıkıp beni dumura uğratıyor.

Birçok öğünü genelde çabuk atlatırım, atlatırım diyorum çünkü hem çok fazla bir şey yemem hem de hazırlamak için fazla zaman harcamam, aynı şekilde hazırlanmasını beklemek için de.

Burada da aynı şekilde devam ediyordum ama arada bir iki kere de güzel yemek yemek için hem de bu İngilizler’in neler yediğini görmek için restorana gittim. Yemeğin yanında da şarap söylemek geldi içimden ve “big glass of wine” olarak belirttim bu istediğimi de. Gayet basit bir cümle olduğu için pek de zor olmadı tabii ama bir baktım garson “large glass of wine?” sorusuyla benim onayımı alma ihtiyacını hissetmiş, ben de peki dedim “large glass of wine”. Ondan sonra başka bir seferde de aynı diyalog yaşandı ve ben de anladım ki bu adamlar illa “large glass of wine” diyecek.

Ama bir yandan da bu kadar farklı olmaması lazım diye düşündüğüm için yapabileceğim en basit şeyi yapıp Google amcaya danışmaya karar verdim. Ve Google’ın da beni desteklediğini görünce biraz rahatladım. Şöyle ki:

  • Google’da “big glass of wine” aramasının döndürdüğü sonuç sayısı: 2,640,000
  • Google’da “large glass of wine” aramasının döndürdüğü sonuç sayısı: 623,000

Belki de large ile başlayan tamlama daha çok İngilizler’e, diğeri de Amerikanlar’a özgüdür, tam bilemiyorum ama en azından Google’ın beni desteklemesi güzel oldu. 🙂

Bu yazı toplamda 3572, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 1

Barry Farber: How to Learn Any Language

| Filed under kitap Kişisel Gelişim Yurt Dışı

Çalışmaya başladığımdan beri ilk defa bu Temmuz peş peşe 2 hafta izin aldım. Gerçekten uzun süre bu kadar ofisten, işten uzak kalınca insan birçok şeye vakit bulabiliyormuş bunu da görmüş oldum.

Birikmiş olan RSS’lerimi bitirdim, ReadItLater yaptığım birçok makaleyi de okudum. Hatta uzunca olan birkaçını da ofisteyken yazıcıdan yazdırmıştım, öyle olunca da onları okuması daha bir keyifli daha bir zevkli oldu.

Bunların yanında geçen yılların en popüler kitabı The Secret‘ı ve de Barry Farber’ın How to Learn Any Language‘ini de okudum.

Secret’ı anlatmama gerek yok sanırım, özellikle bayanların, pardon kadınların yoğun şekilde okumuş oldukları, hatta akabinde her muhabbette konusunu geçirdikleri bir kavram olmuştu Secret. Tabii anlatılanlar güzel şeyler, gerçekten işe yarar mı bilmek güç ama her zaman istenen sonuca erişilmesi pek de olası olmasa gerek diye düşünmeden alamıyor insan kendini. Tabii yine de bu yazıyı okuyup “Secret”ında başarılı olmuş birisi varsa, hikayesini dinlemek isterim…

(more…)

Bu yazı toplamda 9364, bugün ise 1 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 6

Canlı Canlı Super Bowl XLV Heyecanı

| Filed under Futbol Spor Yurt Dışı

45. Super Bowl heyecanını canlı yaşamak için Ken ile sözleşmiştik. Kendisi koyu bir Green Bay Packers taraftarı olduğu için, wildcard ile playofflara katılmalarına rağmen takımı her maçta gece kalkıp canlı olarak desteklemiş ve takımını Super Bowl finaline çıkarmıştı. Bu arada kısaca değineyim, Super Bowl Amerikan Futbolu Playoff Final maçına yani sezonun şampiyonunu belirleyecek olan maça verilen isim.

Super Bowl XLV

Sezon içinde maçları takip edemedim için en azından özel olarak final maçını canlı izlemeye gayret ediyorum. Bundan önce de sanırım 3 ya da 4 maçı bu şekilde izlemiştim. Bu sene de koşullar gayet uygun olunca ve Ken de fanatik bir Green Bay Packers taraftarı olunca, bu maçı canlı izlemek kaçınılmaz oldu.

Daha önce tabii kendi imkânlarımla izlediğim ve etrafımda bu konuda tecrübesi, bilgisi olan arkadaşlar olmadığı için çok önemli bir Super Bowl geleneğinden haberim yokmuş. Touchdown shots! Maçta her touchdown olduğundan ziyade tuttuğunuz takım touchdown yaptığında herkes bir shot atıyor. J Aslında eğlence katsayısını katlamak istiyorsanız ve sizin için iki takım da aynı mesafedeyse, maçta her touchdown olduğunda bir shot yapmayı deneyebilirsiniz. Ama maçın sonunda ayık olacağınızı garanti edemem. Zira örneğin bu Super Bowl’da 7 touchdown oldu. Belki maçın birkaç saate yayıldığı düşünüldüğünde çok sıkıntı olmadan atlatılabilecek bir sayı ama daha fazlası sorun olabilirdi. (:

Ken işini daha önceden garantiye almak istediği için içkisini ayarlamıştı bile. Jack Daniel’s olacaktı bu geceki yol arkadaşımız. Tabii bunun yanında kola, ice tea, cips, çerez gibi tamamlayıcı etmenler de yerini almıştı. Saat 01 olmadan Kenler’e varmıştım bile. Maç başlamasına daha 1 saat gibi bir süre vardı ve biz de bu sürede yiyilecek, içilecekleri ayarladık ve sonrasında ufak bir Super Bowl ve Amerikan Futbolu muhabbetinden sonra Internet Memes’lerden konuşmaya ve 2010 yılında popüler olanlarına bakıp maç öncesi keyif seviyemizi olabildiğince üst seviyeye çıkardık.

Vee bir anda Christina Aguilera belirdi ekranda. Daha önceleri izlediyseniz fark etmişsinizdir. Amerikalılar’ın böyle bir geleneği var. Bu şekilde ulusal önem verdikleri etkinlik, faaliyet, maçlardan önce ulusal marşlarını ünlü şarkıcılara söyletiyorlar. Bugün de bu onura erişecek kişinin Christina Aguilera olduğunu bu şekilde öğrenmiş oldum. Tabii ki marşlarını bilmediğimden nasıl okuduğunu bilme şansım çok fazla yoktu ama sonradan Wikipedia’dan öğrendiğim üzere bir satırı fazladan bir kere tekrarlamış. Umarım geri kalanında bir sıkıntı olmamıştır da insanlar maç öncesi buna takılıp üzülmemişlerdir.

Ulusal marş sonrası maç başladı. Zaten bir şişe birayı o zamana kadar devirmiştim ve Green Bay muhteşem bir başlangıç yapınca (daha ilk çeyrekte 2 touchdown + 2 ekstra sayı), bunu 2 shot takip etti. Ve daha maçın başında havaya girmiş olduk.

Bilirsiniz Amerikalılar’ın istatistiklere ne kadar çok önem verdiğini. Daha önce görmediğimiz, duymadığımız türden istatistiklere maç boyu ve maç sonrasında çok rahatlıkla denk gelebiliyoruz. Büyük ağırlıkta NBA izlediğim için bu verdiğim örnek NBA içindi ama NFL’de de durum çok farklı değilmiş tabii ki. Packers bu kadar farklı öne geçince hemen ilk önemli istatistik ekranda belirdi. Super Bowl tarihinde 10 sayıdan fazla farkla geriye düşen hiçbir takım maçı kazanamamış. Green Bay Packers’a direk olarak güzel bir moral kaynağı olmuştur diye düşünüyorum bunun.

İlk çeyrekteki durgun Steelers, ikinci çeyrekte biraz açıldı ve ilk touchdown’ını yaptı. Packers da bu çeyreği boş geçmedi ve devre sonunda skor 21 – 10 Packers lehineydi. Yani 10’luk fark hala korunuyordu.

Devre arasında Black Eyed Peas ve Usher’ın şovu vardı. Neyse ki bu arada touchdown olmayacağı garantiydi ve bu şekilde biraz kendime gelme fırsatını buldum. 3. çeyrekte sadece Steelers’ın touchdown’ını görünce her şey artık çok daha netti. Ama maç da tabii biraz heyecana gebe olmaya başlamıştı. Maça fırtına gibi giren Packers şimdi işi biraz zora girmiş görünüyordu. Önde olmalarına öndeydiler ama moral motivasyon artık Steelers’ın yanındaydı.

Son çeyreğe girilirken 21 – 17 idi skor. Karşılıkla gelen 1’er touchdown sonrasında skor 31 – 25 olmuştu. Ve maçın bitimine 3 dakika gibi bir süre vardı ve top Steelers’daydı. Yani touchdown yaparlarsa skor eşitlenecek, sonrasındaki ekstra sayı ile öne geçip maçı bile kazanabileceklerdi. Ama durum istenildiği gibi olmadı ve Steelers sayı bulamadı ve top Packers’a geçti. Kalan 45 saniyeyi Packers çok rahat bir şekilde eritince maç bu şekilde sonlanmış oldu. 45. Super Bowl Green Bay Packers’in oldu!


Super Bowl Sunday adıyla muhtemelen Amerikan dizilerinden veya filmlerinde denk gelmişsinizdir. Neredeyse Thanksgiving, Christmas gibi ayrıca kutlanan, milyonlarca kişi tarafından izlenen, hatta düğün vs. gibi kutlamaların bugüne denk gelmeyecek şekilde ayarlandığı bir organizasyondur kendisi. Bu durumu daha iyi anlatmak adına Wikipedia’dan aldığım bilgileri sizinle de paylaşmak istiyorum:

  • Stadyum: Cowboys Stadium, Arlington, Texas
  • Seyirci sayısı: 103,219
  • Nielsen oranları: Amerika’da maçın tamamını veya bir kısmını 162.9 milyon kişinin canlı olarak izlediği tahmin ediliyor. Bu rekorları parçalayan bir sayı. Şöyle ki bu oranlarla Super Bowl XLV, Amerika’da en çok izlenen tek bölümlük televizyon programı olmayı başarmış. Böyle olunca da en çok izlenen Super Bowl maçı olma ünvanını eline geçirmiş durumda.
  • 30 saniyelik reklem ücreti:  3 milyon Amerikan Doları
  • MVP: Aaron Rodgers, Green Bay Packers Quarterback

Cowboys Stadium’a da kısacak değinmek gerekirse, Mayıs 2009’da açılan ve 1.3 milyar $’a malolan bir stat olduğunu söyleyerek başlayabilirim sanırım. Ayakta durup maçın izlenebileceği bölgeyi de sayarsak toplam kapasite 111,000 kişilik. Bu üstü kapanabilen veya kapalı olan kapasitesi en yüksek stat olarak dikkatleri zaten çekiyor.

Asıl onu benzerlerinden ayıran çok belirgin bir özelliği daha var. O da devasa büyüklükteki HD ekranı. Şöyle ki ekranın boyutları 46’ya 22 metre yani çapraz 53.34m. Ve tahmin edebileceğiniz üzere dünyanın en büyük HD ekranı. Şöyle bir fotoğrafla sanırım ne dediğimi daha güzel anlayabilirsiniz.

Cowboy's Stadium HD Screen

Bu şekilde bir maçı daha geride bırakmış olduk. Sevgili dostum Ken’e buradan teşekkürlerimi gönderiyorum. Beraber bu şekilde bir heyecan yaşayabildik ve konuyla alakalı geleneklerden de bu şekilde haberim olmuş oldu. Ayrıca tuttuğu takım Green Bay Packers’ı da tebrik ediyorum, yıllar sonra tekrar Super Bowl şampiyonu oldular. Başarılarının devamını diliyorum. (: Sanırım bundan sonra ben de yavaştan bir Packers hayranı olabilirim. (:

Not: Bu arada bu Super Bowl XLV ve genel anlamda Super Bowl sayfalarının Türkçe’sinin olmadığını fark ettim. Ve tekrardan üzüldüm. Tabii ki daha çok Amerika’ya has bir olay ve ülkemizde çok sınırlı sayıda biliniyor ve oynanıyor ama sadece bir maçtan çok öte Super Bowl ve yukarıda verdiğim bilgiler de bunu bir yerde kanıtlıyor.

Bu yazı toplamda 3682, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 4

Atatürk Hava Limanı ATU Duty Free Pre-Order (Ön Sipariş)

| Filed under Internet Yurt Dışı

Bildiğim kadarıyla en azından birkaç yıldır yürürlükte olan bir sistemden bahsetmek istiyorum kısaca. Bu şu an için sadece Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Geliş ve Gidiş için geçerli olan bir uygulama. Kısacası bir Duty Free uygulaması. Hepimizin bildiği gibi yurt dışına çıktığımızda, özellikle dönüş yoluna geçmişsek aklımızın bir köşesini hep Duty Free kurcalar. Acaba bu sefer ne alabilirim, en çok neyden kâr edebilirim sorularıyla cebelleşiriz. Tabii bunun da nedeni limitlerin çok düşük olması ve çok az sayıda alış-veriş yapmamıza izin verilmesidir bana kalırsa. Her neyse efendim limitlere sonradan değineceğim.

Tabii bu süreçte özellikle yurt dışına çok gelip gidenler artık kendilerine alacak çok fazla bir şey kalmadığından ve de bazı ürünlerde limit olmamasından mütevellit (parfüm, kozmetik gibi) çevrelerinden sürekli sipariş alırlar. Bu tip ürünler de oldukça belirli ve çeşitli olduğu için de ufak bir yanlış anlama veya yanlış yorumlama istenenden çok daha farklı bir ürünle arkadaşın karşısına çıkmaya neden olabiliyor. Türk milleti olarak bunun için de çeşitli çözümler üretmiş durumdayız. İstenilen ürünün tam olarak adı, kutusunun şekli, rengi, ağırlığı, hacmi, kaç litre, kaç parça ürün içerdiği gibi detayları en ince ayrıntısına kadar veriyor, hatta ve hatta firmaların internet sitelerinden ürünlere ait linkler yolluyor ve bu linklerde özellikle fotoğraf içermesine dikkat ediyoruz. Şimdi bu curcunayı, ekstra zahmeti ve riski en aza indirecek sistem hali hazırda yürürlükte aslında. http://www.atu.com.tr/

(more…)

Bu yazı toplamda 5120, bugün ise 1 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 5

Dünyanın En İyi 200 Üniversitesi

| Filed under Hayat Yurt Dışı

The Times Higher Education, 2004 yılından beri her sene yaptığı gibi 2010/2011 akademik yılı için de, 10 aylık bir araştırmanın sonucunda dünyanın en iyi 200 üniversitesini sıralamış. Detaylı rapora buradan ulaşabilirsiniz: http://www.timeshighereducation.co.uk/world-university-rankings/

Tabii ilk akla gelen bizim üniversitelerimizin durumu. Dünyadaki en iyi 200 üniversite sıralamasında, sadece 2 üniversitemiz kendilerine yer bulabilmişler. Bilkent ve Odtü. Aslında bu tabloya çok şaşırmamız gerek, sonuçta aksine daha önce de hiç rastlayamadık maalesef.

Bilkent -> 112
ODTÜ -> 183

Şunu da ekleyeyim, Türkiye’yi Avrupa yerine Asya kıtasında değerlendirmeyi uygun görmüş sayın uzmanlar.

Tahmin edildiği üzere, Amerika ve sonrasında İngiltere’nin büyük bir dominasyonu söz konusu. Avrupa’dan hatta Uzak Doğu’dan çeşitli üniversiteler kendilerine yer bulmuş aynı zamanda. Mısır’dan, Tayvan’dan, Singapur’dan üniversiteleri görebildiğimiz bu listede daha fazla üniversitemizle yer alamamak bence değerlendirmemiz gereken başka bir durum.

Bu tabloyu yavaş yavaş bile olsa her sene daha ileriye götürmek ümidiyle…

Bu yazı toplamda 2263, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 3