buyruk | net

to Infinity and Beyond!

İstanbul’da Öğrenci Olmak

| Filed under Hayat

Topu topu birkaç girdisi olan blogum, son zamanlarda iyice yalnız kaldı/kaldırıldı. Sebep: İstanbul’da öğrenci olmak. İstanbul’da öğrenciysen, her ne kadar kiranı zamanında yatırsan, aidatını, faturanı zamanında ödesen de genelde ev sahipleri tarafından insan yerine konulup ona göre davranılmıyorsun maalesef. Ev sahipleri siz evde otururken, kiranızı tıkır tıkır öderken, evi satışa çıkarıp alakasız saatlerde eve müşteri getirmek isteyebiliyor. Tabii ki bazen kendilerine göre nedenleri olabiliyor, belki de gayet geçerli sebepler ama işte madalyonun hep diğer tarafında olduğumuz için bize öyle gelmiyor. Sonunda böyle bir ev sahibine denk geldik. Şunun şurasında 1.5 ay daha kalıp çıkacaktım ama yok. Ben de OrçMan arkadaşımın yanına yüzsüzce yamanmaktan kendimi alamadım. Böylece ev macerasına geçiçi olarak noktayı koymuş oldum. -daha güzeli noktalı virgül diyelim biz ona-

Tabii öğrenci olmanın sağladığı yararlar da yok değil. Bunların başında tabii ki Akbil geliyor. Her ne kadar sayın mimar başkanımız görev başına geçtiğinden beri hiç aksatmadan her sene birim ücretlere zam yapmayı unutmasa da sivil tarifeye gore hâlâ oldukça avantajlı. Bir de son zamanlarca iyice aşina olduğumuz “öğrenci indirimi” kavramı mevcut. Bazı müesseseler öğrencileri hiç sallamasa da, çoğu yerde öğrenci olmanın faydasını görebiliyorsunuz.

Öyle veya böyle, öğrenci olmak, İstanbul’da öğrenci olmak, yorucu ve aralıksız iş hayatına başlamadan yaşanması/yapılması gerekenler listesinde öncelikli maddeler içerisinde yer alıyor. Gezilecek tarihi yerlerin, eğlenilecek kulüplerin, diskoların, kafelerin bolluğu, denizi, boğazı, balık ekmeği, kumpiri, dondurması, dürümü hepsi takdir edilesi. Test edildi, onaylandı. Tavsiye edilir!

Bu yazı toplamda 9239, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 4

Şampiyon Miami, En Büyük Miami

| Filed under Basketbol

Ve sonunda geldik sezonun sonuna. Tahmin edebileceğim, isteyeceğim, en güzel sonuçla bitti sezon. Mayamim ŞAMPİYON, Wade de Finallerin En Değerli Oyuncusu oldu. Bu senaryoyu sene başından beri kafamda oluşturmuş, sene boyunca da maçları bu hayalle takip etmiştim. Hatta David Stern’in Wade’e Finallerin En Değerli Oyuncusu ödülünü vereceği zamanki konuşmasını bile hazırlamıştım çoktan, ki kendisi tahmin ettiğimden de kısa bir konuşma yaptı. (: NBA ile ilgilenen arkadaşlarımın çoğu, hatta hepsi toz pembe bulutlar içinde yaşadığımı, şöyle bir kalkıp silkinerek gerçeğe dönmemi tembihliyorlardı. Hatta sadece arkadaşlarım değil, Murat Kosova’sından, Kaan Kural’ına kadar takip edebildiğim herkes. Sadece Murat Murathanoğlu, biraz da Shaq’ı fazla sevdiğinden olsa gerek, faul problemi yaşanmazsa, sakatlık olmazsa gibi birkaç koşulun sağlanması durumunda Miami’nin bir şansı olabileceğini ifade ediyordu. Geçen seneki gibi sakatlık mağduru olmadık, sadece ufak tefek, bir iki maçlık küçük sakatlıklar atlattı takım. Ama tabii Shaq’ın playoff boyunca faul problemine girmeden maçları tamamlamasını düşünmek de gayet gereksiz ve saçma olur du ki, Shaq da zaten bizi yanıltmadı. Takip edebildiğim kadarıyla kariyerinin en kötü playoff maçı da bu seriye dahil olmak üzere, kariyerinin en kötü playoff’unu geçirmesine, çoğu maç 30 dakikanın altında süre almasına rağmen, Wade’in olağanüstü oyunuyla şampiyonluğa uzanmasını bildi Mayamim. Hatta sadece NBA şampiyonu olmakla kalmadı, NCAA’de Florida şampiyonluk kupasına uzanırken, Heat Kızları da NBA’in en iyi dans grubu seçilmeyi başardı.

3 haftalık bir aranın ardından, sıra draftlara geldi. Liseden oyuncuların direk olarak NBA’e gelmesini engelleyen yeni kuralların da katkısıyla bu seneki draftın son senelere oranla daha “dar” olması bekleniyordu, öyle de oldu. Benetton Trevisolu İtalyan Andre Bargnani, NBA draftında ilk sıradan seçilen ilk Avrupalı olma ünvanını elde ediyor ve Toronto Raptors’ın bu seneki planlarında -ki bunlara “Colengelo Planları” adını da verebiliriz- şimdiden yerini ayırtıyordu. Miami ise draft haklarını geçmişte yapmış olduğu takaslarla dağıttı için, 2 turda da oyuncu seç(e)medi. Kendimizi Zo’nun bu sene de takımdaki yerini alacağını açıklaması ve Wayne Simien’in Yaz Ligi’ndeki başarılı performans haberleriyle avuttuk.

Takaslarda ise Şampiyonluk yarışını etkileyecek cinste herhangi bir takas olmadı. Buna rağmen Big Ben’in önümüzdeki sene bir boğa olacak olması; Detroit Pistonlarının sembolü, takımın saha içindeki lideri, ateşleyicisi olmasına rağmen böyle bir kararın alınması oldukça şaşırtıcıydı. Bununla birlikte ses getiren diğer bir haber de serbest oyuncu olan Predrag Stojakovic’in New Orleans yolunu tutmasıydı. Bu sene sakatlıklarla boğuşmaktan eski formunun yanına yaklaşamayan Peja, köreldiği, eskisi gibi olamayacağı yolundaki iddiaları bir “Eşek arısı” olarak yalanlamaya çalışacak.

Şimdilik aktaracaklarım bu kadar efendim, yeni gelişmelerle tekrar beraber olmak dileğiyle. Buyruk Utku Alparslan, buyruk.net, İstanbul

Bu yazı toplamda 3847, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 0

2006 Almanya Dünya Kupası

| Filed under Futbol

Futbolun en büyük organizasyonu, gelen turistler, yapılan hazırlıklar, alınan önlemler, tam bir karnavalı. Ama galiba bu sene karnavalın futbol kısmı eksik kalmış. Finallerim nedeniyle maçları sağlıklı bir şekilde takip edemesem de gördüklerim, okuduklarımdan edindiğim izlenim maalesef bu yönde. Her kupaya/organizasyona favori olarak gelen İngiltere, Fransa gibi takımların yine hayal kırıklığı yaratmaları, İspanya – Ukrayna, Almanya – Kosta Rika maçları haricinde bol gollü geçen bir maç olmaması, takımların daha çok defansif oyun düzenleriyle sahaya çıkmaları ya da hücum futbolunu becerememeleri göz zevkini hep olumsuz yönde etkileyen faktörler oldu. Kalite olarak İtalya – Gana maçı fena değildi. Hücumda genelde kısır kalan İtalya 2 gol bulmayı başardı. Böyle giderse, ki bu turnuvaya kadar pek böyle olmadı, yarı final ya da final yapabilirler. Brezilya zaten “doğal” favori. Arjantin, İspanya, Portekiz de futbollarıyla olabilecek dedirten takımlar oldular. Zaman ilerleyip maçlar oynandıkça sanırım favoriler daha da netleşecek…

 

World Cup Map
     

Bu yazı toplamda 4663, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 3

Yine bir Proje, Yeni bir Sunum

| Filed under Bilgisayar

Bir dönemin daha sonuna geldik. Finaller dün sona erdi. Artık takvimimde bol bol basket ve tabii ki NBA finalleri var. Tabii bunlardan önce finaller süresince yaptıklarımdan biraz bahsedeyim.

Bu dönem aslında proje yönünden beklediğim kadar yoğun geçmedi. Daha ziyade ödevler vardı, onlar da genelde teorik bilgi üzerineydi ve neredeyse doğru dürüst kod yazamadan dönemi kapatmış olduk. Bu proje ve ödevler içinde belki de en önemli olanı “Yazılım Mühendisliği” (Software Engineering) dersi ve yıl sonu puanının %45’ini oluşturan dönem projesiydi. Proje “Robocode” üzerineydi. -di’li, geçmiş zaman kullanmak hoşuma gitti. Bazı şeylerin bittiğini, geride kaldığını daha bir belli ediyor sanki.- Robocode JAVA kullanılarak yazılmış bir platform, daha ziyade bir oyun aslında. Bir savaş alanı içinde belli sayıda savaş robotu (tankı) birbiriyle savaşıyor ve çeşitli kategorilerden aldıkları puanlar neticesinde galip belli oluyor. Biz de bu proje çerçevesinde kendi takımımızı oluşturup kendi robotlarımızı yazdık ve “Robolig”de diğer takımlarla karşılaştırdık/kapıştırdık. Sonuçta aldığımız netice itibariyle yıl sonu notumuza bir ilave yapmış olduk.

Şimdi geleyim sunuma. Bu Robolig’ten önce, herkes, bütün proje grupları, projelerini 5 dakikalık sunumlarla anlatacakları. Sunum puanlandırmasında “Giyim” de kayde değer bir yere sahipti, bu nedenle yine bir takımlı (takım elbiseli) -erkekler ağırlıkta olduğu için herhalde, direk olarak takım elbiseli deniliyordu- sunumla karşı karşıyaydık. Zaman sınırlaması olduğu için, sade, basit bir sunum hazırlamayı tercih ettik. Gece boyunca sunum tekniği, söylenecek sözler ve tabii ezber çalışıldı. Birkaç saat içinde her şey yerine oturmaya başlamıştı. Sunuma ilk önce ben başlayıp giriş yapacak ve ilk robotu tanıtacaktım, İzmail de diğer iki robotu anlatıp sunumu noktalandıracaktı.

Sunum sabahında herkes “takımlarını” giymiş, sırasını beklemeye başlamıştı. Derken sunumlar başladı. İngilizce olarak yapılmasına karşın, daha önceden ekonomi derslerinde de 2 kere aynı şey başımıza geldiğinden artık biraz tecrübeli sayılırdık. :p Sıra bize geldiğinde daha önceden planladığımız gibi başladık ve büyük bir aksilik olmadan da bitirmeyi başardık.

 

Software Sunum
     

Sanırım her sunum, iyi bir şekilde noktalandığında insana bir özgüven kazandırıyor. Bu da, bir şeyler biliyorum ve insanlar bunları öğrenmek için beni dinliyor, gibi bir temele dayanıyor herhalde. Şans bu ya, tam bu sunumdan birkaç gün sonra tesadüfen, bir blogda sunumlarla ilgili bir yazıya denk geldim. Başarılı bir sunumun anahtarlarını anlatan bu yazı en sonda bu işin erbaplarından bahsediyor ve bunu birkaç linkle örnekliyordu. Tabii hemen indirip izledim. Sxip Identity’nin kurucusu, CEO’su ve yönetim kurulu üyesi Dick Hardt’ın 2005 O’Reilly Open Source Convention’da Identity 2.0 üzerine yaptığı sunum gerçekten diğerlerinden farklı ve şu ana kadar görmediğim bir stilde, tarzda yapılmıştı. Sunumu merak edenler için Dick Hardt – OSCON 2005 (wmv formatında 23.18 MB) Biraz da Identity 2.0’dan bahsedeyim. Amacı, bir çevrimiçi/internet kimliği yaratmak, gerçek hayatta kim olduğunu internette de belirtip kanıtlayabilmek. Bunu yaparken de site/kurum merkezli bir yapı yerine daha ziyade birey merkezli bir yapı oluşturmak. Örneğin, Yahoo, Flickr gibi sitelere tek tek üye olmak yerine, Identity 2.0’ı destekleyen bir hesabınız olması ve bu hesaptan yine Yahoo, Flickr gibi hizmet sağlayıcılarından direk olarak faydalanma hakkına sahip olmak. Fikir güzel, Microsoft da bunun gibi mantıkla “Password” uygulamasını hazırlamıştı. Bakalım bu teknoloji ne kadar yaygınlaşabilecek? Her şeyi zaman gösterecek…

Bu yazı toplamda 4770, bugün ise 1 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 3

NBA Finalleri

| Filed under Basketbol

Yoğun NBA playoff maçları nedeniyle, iyiden iyiye NBA ile yatıp NBA ile kalkar oldum. Hal böyle olunca da, neredeyse her girdi NBA ile ilgili olmaya başladı. Bir şampiyon olsak da başka konulara da sıra gelse :p

Miami vs. Dallas

Mayamim, Detroit deplamanında verdiği molayı fazla uzatmadı ve yine “Beyaz Geceler”in birinde seriye noktayı koydu. 4 – 2. Detroit’in Cavs serisinde çok zorlanıp seriyi de anca 4 – 3 geçmesine rağmen, yine de otoritelerin çoğu Detroiti favori gösteriyordu. Ama sonuç maalesef (?!) öyle olmadı. Son maçta, Shaq’ın üstün konsantresi, 14’te 12’lik saha içi isabeti, 5 bloğu, Wade’in grip olmasına karşın yaptığı 10 assiste J-Will’in kendini aşarak ulaştığı 12’de 10’luk şut yüzdesi de eklenince, maç ve de seri Miami’ye geldi.

Dallas, başından beri favori olduğu bir seriyi, kendi lehine tamamlamayı başardı. Zaman zaman çok yorgun olan, kısıtlı rotasyonu olan, sık sık faul problemine giren Suns karşısında oldukça zorlandılar. Seri boyunca 2 önemli nokta vurgulandı sürekli. Nowitzki’nin 14 ve üzerinde fault attığı veya Josh Howard‘ın 20 sayıyı geçtiği maçlarda, Dallas’ın %100’lük bir başarısı var. Bunun önemli bir istatistik olduğunun altını çiziyor, seriye genel bakışa geçiyorum.
Bu seri asıl tuttuğum takım olan Miami ve batıda desteklediğim Dallas’ı karşı karşıya getirmiş oldu böylece. İlk önce çok sevinip heyecanlansam da sonra ikisinden birinin sonunda yenilecek olması düşüncesi, heyecan bulutlarının yerini az da olsa üzüntü ve karamsarlığa bıraktı. Ama sanırım \/0I_|{@]\[‘ın da dediği gibi, önceki turlarda başka takımlara eleneceklerine, finalde, NBA finalinde birbirleriyle karşılaşmaları daha tatmin edici.

Saha avantajı Dallas’ta. Sezonu da çok iyi bir yüzdeyle bitirmişlerdi zaten. Özellikle Avery Johnson ve tabii ki Mark Cuban, bu avantajlarını en iyi şekilde kullanabilmek için ellerinden gelenleri artlarına koymayacaklar. Tabii bizim cephede de yılların tecrübesi Pat Riley, işini iyi bilen, kurt bir çalıştırıcı. Bu yollardan çok geçti. Kendi tecrübesini bu final serisinde de aktaracağından kuşkum yok. Çok zevkli bir seri olacak. 2 taraf da bugüne kadar şampiyonluğu ne kadar istediği oyun karakterlerine kadar yansıtmayı başardılar. Serinin kaderini belirleyecek olan birkaç kilit nokta var:

Miami tarafında, Wade’in kesinlikle içeriye dalarak, içeriyi zorlayarak oynaması, kendisine gelen ikili, üçlü sıkıştırmalarda topu boş arkadaşlarına (muhtemelen Posey, Haslem, Williams, Payton) çıkarması, onların da kötü sayılmayacak bir yüzdeyle şut kullanmaları, bu en temel mantık olmalı. Tabii, rakip savunmacıyı faul problemine sokmak ve serbest atışlardan kolay (Wade playofflarda %84 ile atıyor.) sayılar bulmak, bu stratejinin artılarından. Diğer bir yandan bir de önümüzde bir “Shaq” faktörü var. Ligin en dominant oyuncularından biri Shaq, özellikle Detroit serisinde oynadığı gibi hücumda ve de daha önemlisi savunmada (tabii ki faul yapmadan) agresif olursa, Miami istediklerini elde etmiş, seriyi kendi lehine çevirme şansını yakalamış olur diye düşünüyorum. Seride Miami’yi en çok zorlayacak isim ise tabii ki Nowitzki olacak. Suns serisinde aslında kimin MVP seçilmesi gerektiğini kanıtlayan, gözlerime bu gerçeği sokan bir oyun ortaya koyduktan sonra, aynısını Miami’ye karşı yapmaması için bir neden yok. Burada sorun onu kimin tutacağı, Haslem ve Walker, onu tutacak muhtemel isimler ama Nowitzki’ye göre oldukça kısalar ve savunmaları da ahım şahım değil. Zo, hatta Doleac’a kadar inersek de, onların Nowitzki’yi dışarılarda kovalamalarına imkan yok. Bunları göz önünde bulundurunca Nowitzki’nin epik bir seri geçirebileceği düşüncesi zihinlerde uyanıyor. Şimdi tabii ki konuşmak biraz erken, özellikle ilk maçtan sonra birçok şey netleşmeye başlayacak.

Dallas ise, savunma stratejisini, dolasıyla da sahadaki beşini Suns serisine göre oldukça değiştirmek durumunda. Suns uzunsuz, hızlı, atletizm gerektiren bir oyun oynarken, Miami’de de tam tersi, NBA’in en dominant uzunu, pivotu var. Bu durumda Dampier ve Diop’a oldukça önemli olacak. SAS serisinde, Duncan’a yaptığı savunmanın bir benzerini (güç olarak oldukça dezavantajlı olmasına rağmen) Shaq’a yapabilirse, Miami’nin skor gücünün önemli bir kısmını durdurmuş, bitirmiş olurlar. Hücumda ise çok farklı bir tablo izleyeceğimizi sanmıyorum. Yalnızca Shaq’ın pick-and-roll’u savunma zaafiyetinden yararlanıp bize bolca bu şekilde hücum izlettirecekleri aşikar.

Hal böyle olunca da maçları 4 gözle beklemeye başladım. İlk bir iki maçtan sonra sanırım serinin gidişatı konusunda yorum yapma şansım olacak. Yalnız, nba.com’dan aldığın maç takvimine göre, ilk 3 maç Cuma, P.tesi ve Çarş olan sınavlarımın sabahına denk geliyor. Böyle şansa pes diyor, final programını düzenleyenleri buradan kınıyorum.

Not 1: ^^Chi_ Princess ( fotoğraf için ), kusura bakma, isim baban ( :p ), Tayshaun Prince’in takımını (Detroit) elemek zorunda kaldık. Seneye inşallah.

Not 2: Blog’a girdi girme işini ben abartıyor muyum, yoksa bana mı öyle geliyor? Bir girdi girmem yaklaşık bir saatimi alıyor, bu nedenle de ancak birkaç günde bir yazabiliyorum. Sanırım girdi uzunluklarını kısaltıp mesaj aralığını daraltmam daha faydalı olacak.

Not 3: ^^Chi_ Princess ve arkadaşları fotoğrafı WNBA All-Star 2006’dan alınmıştır. 9 numaralı Sparks oyuncusu, bayan basketbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu olarak kabul edilmenin yanında, maç içerisinde smaç basmayı başarabilmiş ilk ve tek basketbolcudur. Lütfen yanlış anlaşılmasın. (:

Bu yazı toplamda 9009, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.

by buyruk | tags : | 6