Yoğun NBA playoff maçları nedeniyle, iyiden iyiye NBA ile yatıp NBA ile kalkar oldum. Hal böyle olunca da, neredeyse her girdi NBA ile ilgili olmaya başladı. Bir şampiyon olsak da başka konulara da sıra gelse :p
Miami vs. Dallas
Mayamim, Detroit deplamanında verdiği molayı fazla uzatmadı ve yine “Beyaz Geceler”in birinde seriye noktayı koydu. 4 – 2. Detroit’in Cavs serisinde çok zorlanıp seriyi de anca 4 – 3 geçmesine rağmen, yine de otoritelerin çoğu Detroiti favori gösteriyordu. Ama sonuç maalesef (?!) öyle olmadı. Son maçta, Shaq’ın üstün konsantresi, 14’te 12’lik saha içi isabeti, 5 bloğu, Wade’in grip olmasına karşın yaptığı 10 assiste J-Will’in kendini aşarak ulaştığı 12’de 10’luk şut yüzdesi de eklenince, maç ve de seri Miami’ye geldi.
Dallas, başından beri favori olduğu bir seriyi, kendi lehine tamamlamayı başardı. Zaman zaman çok yorgun olan, kısıtlı rotasyonu olan, sık sık faul problemine giren Suns karşısında oldukça zorlandılar. Seri boyunca 2 önemli nokta vurgulandı sürekli. Nowitzki’nin 14 ve üzerinde fault attığı veya Josh Howard‘ın 20 sayıyı geçtiği maçlarda, Dallas’ın %100’lük bir başarısı var. Bunun önemli bir istatistik olduğunun altını çiziyor, seriye genel bakışa geçiyorum.
Bu seri asıl tuttuğum takım olan Miami ve batıda desteklediğim Dallas’ı karşı karşıya getirmiş oldu böylece. İlk önce çok sevinip heyecanlansam da sonra ikisinden birinin sonunda yenilecek olması düşüncesi, heyecan bulutlarının yerini az da olsa üzüntü ve karamsarlığa bıraktı. Ama sanırım \/0I_|{@]\[‘ın da dediği gibi, önceki turlarda başka takımlara eleneceklerine, finalde, NBA finalinde birbirleriyle karşılaşmaları daha tatmin edici.
Saha avantajı Dallas’ta. Sezonu da çok iyi bir yüzdeyle bitirmişlerdi zaten. Özellikle Avery Johnson ve tabii ki Mark Cuban, bu avantajlarını en iyi şekilde kullanabilmek için ellerinden gelenleri artlarına koymayacaklar. Tabii bizim cephede de yılların tecrübesi Pat Riley, işini iyi bilen, kurt bir çalıştırıcı. Bu yollardan çok geçti. Kendi tecrübesini bu final serisinde de aktaracağından kuşkum yok. Çok zevkli bir seri olacak. 2 taraf da bugüne kadar şampiyonluğu ne kadar istediği oyun karakterlerine kadar yansıtmayı başardılar. Serinin kaderini belirleyecek olan birkaç kilit nokta var:
Miami tarafında, Wade’in kesinlikle içeriye dalarak, içeriyi zorlayarak oynaması, kendisine gelen ikili, üçlü sıkıştırmalarda topu boş arkadaşlarına (muhtemelen Posey, Haslem, Williams, Payton) çıkarması, onların da kötü sayılmayacak bir yüzdeyle şut kullanmaları, bu en temel mantık olmalı. Tabii, rakip savunmacıyı faul problemine sokmak ve serbest atışlardan kolay (Wade playofflarda %84 ile atıyor.) sayılar bulmak, bu stratejinin artılarından. Diğer bir yandan bir de önümüzde bir “Shaq” faktörü var. Ligin en dominant oyuncularından biri Shaq, özellikle Detroit serisinde oynadığı gibi hücumda ve de daha önemlisi savunmada (tabii ki faul yapmadan) agresif olursa, Miami istediklerini elde etmiş, seriyi kendi lehine çevirme şansını yakalamış olur diye düşünüyorum. Seride Miami’yi en çok zorlayacak isim ise tabii ki Nowitzki olacak. Suns serisinde aslında kimin MVP seçilmesi gerektiğini kanıtlayan, gözlerime bu gerçeği sokan bir oyun ortaya koyduktan sonra, aynısını Miami’ye karşı yapmaması için bir neden yok. Burada sorun onu kimin tutacağı, Haslem ve Walker, onu tutacak muhtemel isimler ama Nowitzki’ye göre oldukça kısalar ve savunmaları da ahım şahım değil. Zo, hatta Doleac’a kadar inersek de, onların Nowitzki’yi dışarılarda kovalamalarına imkan yok. Bunları göz önünde bulundurunca Nowitzki’nin epik bir seri geçirebileceği düşüncesi zihinlerde uyanıyor. Şimdi tabii ki konuşmak biraz erken, özellikle ilk maçtan sonra birçok şey netleşmeye başlayacak.
Dallas ise, savunma stratejisini, dolasıyla da sahadaki beşini Suns serisine göre oldukça değiştirmek durumunda. Suns uzunsuz, hızlı, atletizm gerektiren bir oyun oynarken, Miami’de de tam tersi, NBA’in en dominant uzunu, pivotu var. Bu durumda Dampier ve Diop’a oldukça önemli olacak. SAS serisinde, Duncan’a yaptığı savunmanın bir benzerini (güç olarak oldukça dezavantajlı olmasına rağmen) Shaq’a yapabilirse, Miami’nin skor gücünün önemli bir kısmını durdurmuş, bitirmiş olurlar. Hücumda ise çok farklı bir tablo izleyeceğimizi sanmıyorum. Yalnızca Shaq’ın pick-and-roll’u savunma zaafiyetinden yararlanıp bize bolca bu şekilde hücum izlettirecekleri aşikar.
Hal böyle olunca da maçları 4 gözle beklemeye başladım. İlk bir iki maçtan sonra sanırım serinin gidişatı konusunda yorum yapma şansım olacak. Yalnız, nba.com’dan aldığın maç takvimine göre, ilk 3 maç Cuma, P.tesi ve Çarş olan sınavlarımın sabahına denk geliyor. Böyle şansa pes diyor, final programını düzenleyenleri buradan kınıyorum.
Not 1: ^^Chi_ Princess ( fotoğraf için ), kusura bakma, isim baban ( :p ), Tayshaun Prince’in takımını (Detroit) elemek zorunda kaldık. Seneye inşallah.
Not 2: Blog’a girdi girme işini ben abartıyor muyum, yoksa bana mı öyle geliyor? Bir girdi girmem yaklaşık bir saatimi alıyor, bu nedenle de ancak birkaç günde bir yazabiliyorum. Sanırım girdi uzunluklarını kısaltıp mesaj aralığını daraltmam daha faydalı olacak.
Not 3: ^^Chi_ Princess ve arkadaşları fotoğrafı WNBA All-Star 2006’dan alınmıştır. 9 numaralı Sparks oyuncusu, bayan basketbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu olarak kabul edilmenin yanında, maç içerisinde smaç basmayı başarabilmiş ilk ve tek basketbolcudur. Lütfen yanlış anlaşılmasın. (:
Bu yazı toplamda 9036, bugün ise 9 kez görüntülenmiş.
Flash, Diesel, Tonie, White Chocolate, the Glove, Zo ve Miami’nin beyaz akşamları. Seri otoriterilerin hiçbirinin tahmin etmediği şekilde Miami lehine 3 – 1’e geldi. Miami tarafı, taraftarları haricinde herkes şaşkın, Detroit istediği taktirde istediği maçı kazanır diyenler hayretler içerisinde. Ama Miami’m bunu başardı. Wade ve Shaq önderliğinde seriyi 3-1’e taşımayı başardı. 1 haftalık dinlenmenin takıma son derece olumlu yansıdığı ortada, Shaq faul problemine girmiyor, Wade %70’lere varan bir şut yüzdesiyle oynuyor. Şu ana kadar her şey olumlu, her şey pozitif. İşler böyle giderse, 4 – 1 ya da 4 – 2 bu seriyi alırız. Detroit cephesinde ise beklenilmeyen olaylar cereyan etmeye devam ediyor. En uyumlu, birbirini en iyi tanıyan takıma, ilk 5’e sahip denilen Detroit’te kazanlar kaynamaya başladı. Maç öncesinde Sheed’i ne kadar normal karşılasam da, Prince ve Big Ben gibi sessiz sakin, işine bakan oyuncuların da koçları Saunders hakkında olumsuz görüşler beyan etmeleri hiç de hayıra alamet değil. Maçı izlerken de bunu fark edebiliyorsunuz. Detroit’te, bu takımda bir şeyler eksik diyorsunuz. Normal sezondaki gibi değil takım. Takım ruhu mu, kazanma hırsı mı? Nasıl adlandırılır bilemiyorum ama bir yerlerde bir sorun olduğu belli. Üstüne üstlük de Wade ve Shaq bu kadar formdayken, Detroit’in tur şansı giderek azalıyor. Şimdi yine bıçak kemiğe dayandı. Son iki üç senedir, geçen seneki final serisinin 7. maçı haricinde çekirgenin performansı dudak ısırtıcıydı. Bakalım bu seferki performansı nasıl olacak. Sıradaki maç da kendi sahalarında, bunu bir itici güce çevirebilirlerse, belki yine zıplayabilirler. Ama seriyi geçmek için yetecek kadar bir zıplama olur mu? Pek sanmıyorum.
olursak, Dallas’ın NBA finallerine çıkmaması için fazla bir neden göremiyorum. Beni bu seride asıl şaşırtan ise, Phoenix’in bu kadar direnip seriyi 2-2’ye getirmeyi başarması oldu. Uzunsuz bir takim, Amare yok, Kurt yok, Raja 2 maç oynamadı, bunlara rağmen bu direnişi gösterebiliyorlar. Helal olsun! Bir de bu oyuncuların tam verimle oynayabildiklerini, maçlara tam kadro çıktıklarında olabilecekleri pek hayal edemiyorum. İnşallah seneye hepsi sağlıklı olur da, bunu da tecrübe etme şansını da yakalarız…
